İsmet Özel Şiirleri – En Anlamlı ve Güzel 15 Şiir

İsmet Özel 1944 yılında Kayseri’de dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlardan itibaren şiire merak saran Özel edebiyatımıza birçok eser kazandırmıştır.
İsmet Özel Şiirleri – En Anlamlı ve Güzel 15 Şiir

En Kısa ve Anlamlı İsmet Özel Aşk Şiirleri

İsmet Özel 1044 yılında Kayseri’de doğmuştur. Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olan şair küçük yaşlardan itibaren şiire merak salmıştır. Bu içeriğimizde tıpkı İsmet Özel sözleri gibi İsmet Özel’in en güzel ve kısa aşk şiirlerini derledik.

İsmet Özel Şiirleri;

1. Münacaat

Bu yaşa erdirdin beni, gençtim almadın canımı

ölmedim genç olarak, ölmedim beni leylak

büklümlerinin içten ve dışardan

sarmaladığı günlerde

bir zamandı

heves ettim gölgemi enginde yatan

o berrak sayfada gezindirsem diye

ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.

Vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi

genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için

halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti

demedim dilimin ucuna gelen her ne ise

vay ki gençtim

ölümle paslanmış buldum sesimi.

 

Hata yapmak

fırsatını Adem’e veren sendin

bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana

gençtim ben ve neden hata payı yok diyordum hayatımda

gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi

haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne

bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak

bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini

tanıdım Ademoğlu kimin nesiymiş

ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi.

İsmet Özel Şiirleri


2. İçimden Şu Zalim Şüpheyi Kaldır Ya Sen Gel Ya Beni Oraya Aldır

Ağzının bir kıvrımından cesaret bularak

ter yürekte susayışlar yaratan yağmurlara açıldım

kalmışsa tomurcuklar önünde sendeleyen çocuklar

kalmışsa bir kaç ısrar ölümle yarışacak

onların yardımıyla dünyamıza acıdım.

 

Dünya. Çıplak omuzlar üzerinde duran.

Herkes alışkın dölyatağı bersalarla ağulanmış bir dünyaya

Benimse dar

çünkü dargın havsalamın

gücü yok bazı şeyleri taşımaya.

Önce kalbim lanete çarpa çarpa gümrah

sonra kalbim gümrah ırmakları tanımaktan kaygulu

sakın Styks sularının heyulası sanmayın

er gövdesinde dolaşan bulutun simyası bu,

biraz üzgün ve Ömer öfkesinde biraz

öyle hisab katındayım ki katlim savcılardan sorulmaz

ne kireç badanalı evlerde doğmuş olmak

ne ellerin hırsla yaban tutuşu

ne fabrikalarda biteviye üretilmekte olan kahır

dev iştihasıyla bende kabaran aşkı

yetmez karşılamaya.

İnsanlar

hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır

o ferah ve delişmen birçok alınlarda

betondan tanrılara kulluğun zırhı vardır

çelik teller ve baruttan çatılınca iskeletim

şakaklarıma dayanınca güneş

can çekişen bir sansar edasıyla

uğultudan farkedilmez olunca konuştuğum

kadınların sahiden doğurduğuna

toprağın da sürüldüğüne inanmıyorum

nicedir kavrayamam haller içinde halim

demiri bir hecenin sıcağında eriyor iken gördüm

bir somunu bölünce silkinen gökyüzünü

su içtiğim tas bana merhaba dedi, duydum

duydum yağmurların gövdemden ağdığını.

 

Sen ol küçük bir kıvrımdan, bir heceden

aşk için bir vaha değil aşka otağ yaratan

sen ol zihnimde yüzen dağınık şarkıları

bir harfin başlattığı yangın ile söndür

beni bir ses sahibi kıl, kefarete hazırım

öyle mahzun

ki hüzün ciltlerinde adına rastlanmasın.

İsmet Özel Şiirleri


3. Karlı Bir Gece Vakti Bir Dostu Uyandırmak

Benim adım insanların hizasına yazılmıştır.

Her gün yepyeni rüyalarla ödenebilen bir ceza bu.

 

Keşke yağmuru çağıracak kadar güzel olmasaydım

Ölüm ve acılar çatsaydı beni

Düşüncem yapma çiçekler kadar gösterişli ve parlak

Sözlerim ihanete varacak doğrulukta olsaydı.

Anmaya gücüm yetseydi de konuşsaydım

Diri-gergin kasları konuşsaydım

“Kardeşler!” deseydim “Kardeşlerim!”

Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan

Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan

Bakın yaklaşıyor...

Yazık, şairler kadar cesur değilim

Çocukların üşüdükleri anlaşılıyor bütün yaşadıklarımdan

Gövdem kuduz yarasalarla birazcık yatışıyor.

 

Benim gövdem yıllar boyu sevmekle tarazlandı

Öyle bir çalımlarla gecenin çitlerinden atlardım

Bir güneş sayardım kendimi denizin karşısında

Çünkü çam kokularına sürtünüp ağırlaşan ruhların

İnanmazdım dosyalara sığacağına

Gittikçe ışıldardım dükkânlar kararırken

Hüznün o beyaz etrafına sakallarım batardı.

 

Benim adım bilinen cevapların üstüne mühürlenmiş

Ellerim tütsülenmiş

Evlerin yeni yıkanmış serin taşlıklarında

Dirgenler, bakraçlar, tornavidalar

Bende kül, bende kanat, bende gizem bırakmadılar

Ve içinden bir baş ağrısı gibi çınlamaktansa

Gövdem açık bir hedef kılındı belâlara.

Ve bu yüzden yakışıksız oluyor

İnsanları hummalı baharlar olarak tanımlamak

Ve bu yüzden göğsümde dakikalar

İnce parmaklar halinde geziniyor

Konvoylar geçiyor meşelikler arasından

Bir yaprak kapatıyorum hayatımın nemli taraflarına

Ölümden anlayan, ciddi bir yaprak

Unutulacak diyorum, iyice unutulsun

Neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı

Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak.

İsmet Özel Şiirleri


4. Bir Yusuf Masalı

başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız

bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya

aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı

ilk önce damarlarımızda duyuyor çağıltısını

uzak iklimlerin

kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden

bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda

sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz

bize ait olan ne kadar uzakta!

İsmet Özel Şiirleri


5. Yıkılma Sakın

Sana durlanmış kelimeler getireceğim

pörsümüş bir dünyayı kahreden kelimeler

kelimeler, bazısı tüyden bazısı demir

seni çünkü dik tutacak bilirim

kabzenin, çekicin ve divitin

tutulduğu yerden parlayan şiir.

 

Zorlu bir kış geçirdim, seninki gibi neftî

acıktım, bitlendim, bir yerlerim sancıdı

sökmedi ama hoyrat kuralları faşizmin

çünkü kalbim aşktan çatlayıp yarılırdı.

Her sabah çarpışarak çekilirdi karanlık alnacımdan

acılar bile duymadım kof yürekler önünde

beynim her sabah devrimcinin beyniydi

ayaklarım donukladı gelgelelim

sağlığın yerinde mi?

 

Yaraların kabuğu kolayca kaldırılıyor

halkın doğurgan dünyasına dalmakla

onların güneşe çarpan sesini anlamayan

dört duvarın, tel örgünün, meşhur yasakların sahipleri

seyir bile edemezken içimizdeki şenliği

yılgı yanımıza yanaşmazken

bizi kıvıl kıvıl bekliyorken hayat

yıkılmak elinde mi?

Boşuna mı sokuldu bankalara

petrol borularına kundak

kurşun işçinin böğrünü boşuna mı örseledi

varsın zındanların uğultusu vursun kulaklarımıza

yaşamak

bizimçün dokunaklı bir şarkı değil ki.

Bu yürek gökle barışkın yaşamaya alışmış bir kere

ve inatla çevrilmiş toprağın çılgarına

yazık ki uzaktır kuşları, sokaklarıyla bizim olan şehir

ama ancak laneti hırsla tırpanlayamamak koyuyor insana

öpüşler, yatağa birden yuvarlanışlar

sevgiyle hatırlansa bile hatta.

 

Köpüren, köpürtücü bir hayatın nadasıdır kardeşim

bütün devrimcilerin çektikleri

biliriz dünyadaki yorgunluk habire mızraklanır

dağlarda gürbüz bir ölümdür bizim arkadaşlarınki

pusmuş bir şahanız şimdilik, ne kadar şahan olsak

ama budandıkça fışkıran da bizleriz

ölüyoruz, demek ki yaşanılacak...

İsmet Özel Şiirleri


6. Mataramda Tuzlu Su

West Indies,Kızıl Elma,İtaki,Maçin!

Uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

Beyazların yöresinde nasibim kalmadı

yerlilerin topraklarına karşı şuç işledim

zorbaların arasında tehlikeli bir nifak

uyrukların arasında uygunsuz biriyim

vahşetim

beni baygın meyvaların lezzetinden kopardı

kendime dünyada bir

acı kök tadı seçtim

yakın yerde soluklanacak gölge bana yok

uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

 

Uzak nedir?

Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için

gidecek yer ne kadar uzak olabilir?

Başım açık, saçlarımı ikiye

ortadan ayırdım

kimin ülkesinden geçsem

şakaklarımda dövmeler beni ele verecek

cesur ve onurlu diyecekler

halbuki suskun ve kederliyim

korsanlardan kaptığım gürlek nara

işime yaramıyor

rençberlerin o rahat

ve oturmuş lehçesinden tiksinirim

boynumda

bana yargı yükleyenlerin

utançlarından yapılma mücevherler

sırtımda sağır kantarı gizli bilgilerin

mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok

uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

 

Bir hayatı,ısmarlama bir hayatı bırakıyorum

görenler üstünde iyi duruyor derdi her bakışta

askerken kantinden satın aldığım cep aynası

bazı geceler çıkarken

uçarı bir gülümseyişle takındığım muşta

gibi lükslerim de burda kalacak

siparişi yargıcılar tarafından verilmiş

bu hayattan ne koku, ne yankı, ne de boya

taşımamı yasaklayan belgeyi imzaladım

burada bitti artık işim, ocağım yok

uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

İsmet Özel Şiirleri


7. Yaşamak Umrumdadır

Sabah şairin üstüne saldırıyor

yaşamaktan bir güneşle kaplanıyor onun kalbi

onun kalbi topraktan sıyrılıyor

aşk dahi sıyrılıyor topraktan

gözlerini tanıyorsunuz: çaylak sürüleri

beyni: aç kuşlardan bir ambar.

Bir kıyısına ilişmiyor dünyanın

Allah'ın ve devletin dibinde insanlar

onu barutla karıştırıyor

ve zerdali çiçekleriyle.

Ahali kapısını taşlıyor onun

onun için develer kesiyor halk

aşka ve kavgaya aydınlık getiren kalbi

topraktan sıyrılıyor.

 

Ben

topraktan sıyrılıyorum

buğular

ve aşiret rüzgarları kanımda.

Arklardan gece vakti sular

kaç zaman ayaklarıma

yaslı bir selam gibi dokundu

kopartılmış yapraklarımdan ibaretti hüzün

dedim rahmet yağar ben yürürken

gece benim ardımda

taşıdım kara gençliğimi dağların damarında

hep döşümde yaratkan, patlayıcı bir kimya

beynimde hep manalı bir uçurum.

 

Benim hayranlığımdan inlerdi şehir

ben atlara ve uzaklar hayrandım

kendi ehramlarını bile tanımayan kadınlar

ansızın patlak verirdi baharda.

Dudaklarımda çürükler vardı

dağ çiçeklerinden ötürü.

Irmaklara salardım kendimi

ruhumda kaynar adımlarla gezinen dünya

bana hain sevgilimdi.

 

Yaşamak debelenir içimde kıvrak ve küheylan

beni artık ne sıkıntı ne rahatlık haylamaz

çünkü ben ayaklanmanın domurmuş haliyim

Yürüsem rahmet boşanacak.

ve sana bir karşılık vereceğim

 

Sana bir karşılık vereceğim

toprağı deşen boğuk sesimle

sana bir karşılık vereceğim

amansız kum fırtınası altında

sana bir karşılık vereceğim

birbiri üstüne yığılırken günler

ey taşan suların imkanı

ey taşan suların bekareti sana

bir karşılık vereceğim.

İsmet Özel Şiirleri


8. Sevgilim Hayat

Yüzüme bak

ve yüzümü hırpala

yüzümü değiştir, dağlı bir anlatım bırak

sen

her hafta oğlunu leğende yıkayan hayat

yaban, diri memelerinden ısırmak

dudaklarındaki tuzu dudaklarıma almak için

çok oldu tepelere vurdum kendimi

bulutlara karıştım ve karanlık kahvelerde

tıraşı uzamış adamlardan

huylarını öğrendim senin.

Mahmur bir tohumdun delikanlı bağrıma.

Ve hatırlıyorum lokavt vardı

bezgin fabrika düdüklerinin

dizlerine yatırılmış olan sabah

senin kalbini kakışlardı

Tomarla muştuyu omuzlayarak genç adamlar

polisin sevmediği genç adamlar sokaklarda

patronları kudurtan gazeteler satarlardı.

Ey şehre başaklar:

militan ruhlar ekleyen hayat!

Gün turuncu bir hayalet gibi yükseliyorken

izmarit toplayan

çocukların üstüne

çekleri imzalanıyorken devlet katlarında faşizmin

bacımı koyvermiyorken şizofreni,

yüzüme bak

ve rahmini bana doğru tekrarla

ben öyle bilirim ki yaşamak

berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır

çünkü biz savaşmasak

anamın giydiği pazen

sofrada böldüğümüz somun

yani ıscacık benekleri çocukluğumun

cılk yaralar halinde;

yayılırlar toprağa

etlerimiz kokar

gökyüzünü kokutur

çünkü biz savaşmasak

Uzak Asya'dan çekik gözlerimiz

Küba'dan kıvırcık sakallarımızla

savaşmasak

güm güm vurur mu kömürün kalbi Kozlu'da

Ke san'da, Kandehar'da ümüğüne basılır mı vahşetin

ve sen boynunu öperken beni sarhoş

bir okyanusla titreten hayat

sevgilim olur musun.

Ben savaşarak senin

bulanık saçlarından tutp

kibirli güzelliğini çıkartıyorum ortaya

dünya

kirletilmez bir inatla dönüyor

altımıza yıldızlar seriliyor

yüzüm suya davranıyor koşaraktan.

ve inzal.

İsmet Özel Şiirleri


9. Mazot

Ağlamadan

dillerim dolaşmadan

yumruğum çözülmeden gecenin karşısında

şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı

üzerime yüreğimden başka muska takmadan

konuşmak istiyorum.

Şehre neden

esmer ve dölek yüzümle döndüm dağlardan

kar vakti tarlaları kımıldatan soluğum

niyedir sarmalasın vites dişlilerini

defneler, nakışlar yok

alnımda neden.

Ağlamadan

etimin iğneli beşiklerde bıraktığı izlere aldırmadan

o mavi korularda ve dibektaşlarında

bırakıp sözlerimin kalıntılarını

açıkça konuşmak istiyorum.

Besbelli ki leşler koruyor şehrin bedenlerini

göğsünün kafesinde yalnızca pasak

biliyorsun

korkutulmuş bir kızın

yüreğinden fışkıran beyaz güvercinleri

sabahın köründe kalkan tirenlerdeki nefret

hergün aynı kalafat yerine çekilmenin nefreti

bunları

bütün bunları biliyorsun

dağlardan dönüyorsun o sağır yamaçlardan

çevik bacaklarını getiriyorsun, ne çiçek ne de ninni

boz şayaktan poturun dağlarda ne güzeldi

şehre varınca artık meşinler giymelisin

daha esmer

daha kankusturucu

sen o baygın sevgilerin adamı değilsin.

sana yaşamak düşer çarkların gövdesinde

bin demir kapıyla hesaplaşmaktan omzun çürümelidir

bin çeşit güneşle ovulmalıdır gaddar ellerin

yürü yangınların üstüne, kendi alevini de getir

çarpıntısız dakikası olur mu devrimcinin

ki

ölüm

her yerde uyanıktır

alestadır korkunun yardakçıları

tez kızaran güllerden kendini sakın

sevgiler ürkütsün seni, aşk ayrı-

Aşktır diye geri geldin o çekiç seslerine

bıraktın vazgeçilmez ırmakları

gönlüne kar yağdırıyorsa çocuk sesleri yetsin

dikkat et hiçbir şey ıslatmasın namluları.

İsmet Özel Şiirleri


10. Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü

Yaşamaktan öte özür bulamayınca aşka

sonuçları bir bir gözden geçiriyorum

pulluklarla devrilen toprağın ıslaklığındaki can

madenlerin buharından elde edilen büyü

bazı yasak kitapların verdiği dinç duygular

nelerse ki yaşamak sözünü asi kılan

nelerse ki lekesiz, umutlu ve budala.

 

Denedim. Soğuk sular dökünüp fırladım sokaklara

sorular sordum nice kara sıfatları üstüme alaraktan

ipte boynum, ağzım şehvet yalaklarında

çapraştım, and içip ayna kırdım

doğadan bir vahiy bekledimse boşuna

baktım akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı

hiç bir meşru yanı kalmamıştı hayatımın.

 

Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor

böylesine hazırlıklı değilim daha.

Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum:

Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda.

İsmet Özel Şiirleri


11. Bakır Tenli Yapraklar

Bak, ölüm güzü kıskanıyor

simdi issizdir onun sevimli kedisi

ve herkes onun el değmedik yerleri olduğunu sanıyor.

uzuyor defterine uğrayan kan lekesi

 

senin kuşların olurdu mevsimi yolculuklara çağıran

içli taşra kızların gizemli eviçleri

kapıların olurdu korkudan çok denizlere açılan

o denize açılan ellerin nerde simdi?

 

yine bir güz büyümekte kanında gölgelerin

o üzünç orduları tarlalar çiğnemekte

bak, ölüm güzü kıskanıyor

mevsimi aska çağıran kuşların nerde senin

güze el değdirmeyen ellerin nerde?

İsmet Özel Şiirleri


12. Aynı Adam

Tozludur saçlarım, saçlarımdan

devrilmiş sarayların dumanları savrulur

yüzüm yanıktır

yüreğime bir karanfil sokuludur

ve partizanca darbelerin dünyaya ilen şavkı

benim göğsüme göğsüme vurup durur.

Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum

bahar da sürgülenir içime katranlar da

hem koşarak yarattığım sevgiler vardır

hem körlenmiş sevgilerin acısıyla koştururum.

Beni sular

kocaman taşları parçalayarak hatırlıyor dağlarda

ve beni hatırlatıyor çeltik tarlalarında aynı sular

umutlu sakinlikleri

lohusalıklarıyla.

 

Ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum

kökten dallara yürüyen sular gibi

yürürüm kömür ocaklarına, çapalanan tütüne

yürürüm hüzün ve ağrılar çarelenir

dağların esmer ve yaban telaşından kurtula diye

torna tezgahlarında demir.

 

Yürürüm çünkü ölümdür yürünülmeyen

yürürüm yürüyüşümdür yeryüzünün halleri

kanla dolar pazuları tarladakinin

hızar gürültüsü içinde türkülenir bir öteki

gökleri göğsümden aşırtarak yürürüm

yağlı kasketimin kıyısında nar çiçekleri.

 

Aynı adam Ekim günlerinden beri gümbür gümbür gelirim

teneke damların üstüne safi sinirden doğan güneş

portakallar fırlatarak parlıyor benim adımlarımla

anladım neden yorgunluk

gülümserlik getiriyor insana

hayatın bana başat

bana avrat oluşunu öğrendim

işçiler bunu kurşunlanarak öğrendi

on beşinde bir arkadaş

inancını savunurken yargıca

anladı bulana durula akmakta olan şeyi.

 

Yürüyorum

azarlanıyorum fışkıran başaklarla

iki bomba gibi taşıyorum koltuğumdaki bir çift somunu

hurdahaş bir sancıyla geçiyorum badem çiçekleri altından

gözlerim nemli değil.

gözlerim namlu.

İsmet Özel Şiirleri


13. Tahrik

Bırakın ince kavak seslerini şehrin içinde

paralar yaşlı kızların koynunda yatarken

bırakın köprülerin üstüne yağmur

ve basma perdelerden lânet bize.

Şaşılacak bir dünyada yaşamaktı; öğrendik

şimdi külçeler yüklüyüz şaşılacak bir biçimde

külçeler yüklüyüz ve çıkmak istiyoruz yokuşu

Sokaklar gittikçe katı bizim adımlarımıza

peşimizde bütün bahçeleri boşaltan ter kokusu

yankımız soyunup sevap rahatlığı alınan yataklarda

yürek elbet acıyor esvap değiştirirken

bizden artık akması beklenilen kan da aktı

kovulduk ölümün geniş resimlerinden.

Efsanelerden kovulduk

kan ve demir kelimeleri söyleyince

elbiseler içindeyiz, şehrin içinde

önümüz iliklenmiş, ayakkaplarımız bağlı

kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok

altıkırkbeşte vapur ve sancı geç saatlerde

eski savaşçılar vesair geçmiyor bulutlardan

çiçek alıp eve götürüyoruz

bunun bir delilik olduğunu bile bile

en ıssız duyguların ucunda karakollar

asmaların altı tuzak ve tuzak caddelerde

külçeler yüklüyüz, çıkmak istiyoruz yokuşu

gözler kısılıp bakılıyor bize.

Biliniyor

bizim mahsustan yaşadığımız

biliniyor

şarkıların sırası bizde

biliniyor

hayat bizden razıdır

biliniyor

otların sarardığı yerlerde güneş

kurşunun değdiği tende heves kalmıştır.

İsmet Özel Şiirleri


14. Jazz

Bu vapuru kaçırırsam beni belki de cinnet basar

belki kanser olurum bu yıl sınıfta kalırsam

nöbette uyursam eğer kitaplarımı yakarlar

etimde şirpençe çıkar bu kızı alamazsam

bu işi bitiremezsem şehirden beni kovarlar

izin kağıdım yanar konuşacak olursam

bu senet bankalar kapanmadan

ruhumun rengini kapatmayacak olursa

ölür kuyuya düşen çocuk

çocuğun mercan saati çatlar mutlaka

koşup haber vermeliyim

yetkili memura

bahar geliyor, ilerliyor yeminler

alnımı kapıp getirmeliyim

denizi karşılamaya

kırlangıcın kanadındaki kezzap

leylakta sıkışan buhar için

nabzımı bulmalıyım nerede bulacaksam

nabzımı çünkü ben kasadan fiş alarak

yağmuru, selvileri zor durumda bıraktım

benim yongalarımdan yapıldı bu çelenkler

ben papatyaları şımartmadım diye oldu

Mata Hari'ler casus, Al Capone'lar gangster

inmem gerek gözbebeklerimin altına

beynimin ortasına büzülmeliyim

genşeyip kımıldayabilirim oradan sonra

dum di dum

duridum dubida

kendi kalbimle zamanım arasındaki sarkaç

püskürtüyor beni dünyaya

bırakıyorum zerreciklerime kadar emsin beni

Atlantik ve Pasifik ve beş kıta

koşmam gerek

yetişmem gerek yazgıma

tutmam gerek, sormam gerek, bilmem gerek

esenlemem, kargışlamam, irkitmem gerek niçin

niçin, niçin, niçin

kuyuya düşen çocuk niçin ölmesin

İsmet Özel Şiirleri


15. Esenlik Bildirisi

Bir şehrin urgan satılan çarşıları kenevir

kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa

yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyorsa

o şehirden öcalmanın vakti gelmiş demektir

 

Duygular paketlenmiş, tecime elverişli

gövdede gökyüzünü kışkırtan şiir sahtedir

gazeteler tutuklamış dünya kelimesini

o dünyadan, o şiirden öcalmalı demektir

 

Ölüm gelir, ölüm duygusuna karşı saygısız

ve zekâ babacan tavrıyla tiksinti verir

söz yavan, kardeşlik şarkıları gayetle tıkız

öcalınmazsa çocuklar bile birden büyüyebilir

 

Yargı kesin: Acı duymak ruhun fiyakasıdır

kin, susturur insani; adına çıdam denir

susulunca tutulan çetele simsiyahtır

o siyah öcalmakcasına gür ve bereketlidir

 

Vandal yürek! Görün ki alkışlanasın

ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir

haksızlık et, haksiz olduğun anlaşılsın

yaşamak bir sanrı değilse öcalınmak gerektir.

İsmet Özel Şiirleri

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
İsmet Özel SözleriFuzuli Şiirleri
Ahmed Arif ŞiirleriFaruk Nafiz Çamlıbel Şiirleri
Arif Nihat Asya ŞiirleriMevlana Şiirleri
Nihal Atsız ŞiirleriAbdürrahim Karakoç Şiirleri
Ömer Hayyam ŞiirleriCemal Safi Şiirleri

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.