• DOLAR5,7080-0.44
  • EURO6,4194-0.54
  • ALTIN259,724-0.02
  • BIST98.3141.25

En Güzel Mehmet Akif Ersoy Sözleri & Mehmet Akif Şiirleri

En Güzel Mehmet Akif Ersoy Sözleri & Mehmet Akif Şiirleri
25.12.201517:18

Milli Şairi, Vatan Şairi olarak anılan Mehmet Akif Ersoy'un akıllara kazınan en güzel sözlerini, coşkulu marşlarını, şiirlerini derledik. En Güzel Mehmet Akif Ersoy sözleri ve unutulmaz Mehmet Akif Ersoy şiirlerini sosyal hesaplarınızda paylaşabilirsiniz.

Haber güncelleme tarihi 08.02.2019 13:28

Ünlü düşünürlerin, yazarların, şairlerin en güzel sözlerini, şiirlerini sizler için bir araya getirmeye devam ediyoruz. Bugün sizleri Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un en güzel sözleri, şiirleri ile buluşturuyoruz. İstiklal Marşı'nın yazarı Mehmet Akif Ersoy'un unutlmaz sözleri, en bilinen şiirlerini Facebook, Twitter gibi sosyal hesaplarınızda paylaşabilirsiniz.


İstiklal Marşı Tarihi ve Kabulü & Mehmet Akif Ersoy'un Hayatı ile İlgili Yazımızı Okumak İçin BURAYA TIKLAYIN


En Güzel Mehmet Akif Ersoy Sözleri

Mehmet Akif Ersoy Kurtuluş Savaşı döneminde yazılarıyla, şiirleriyle yaşananları en güzel şekilde dile getiren şairimizdir. Çanakalle Şehitleri, İstiklal Marşı'nın Yazarı Mehmet Akif Ersoy'un en bilinen şiirlerini siz değerli okurlarımız için bir araya getirmeye çalıştık.

mehmetakifersoy5.jpg

Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

 

Cehennem de olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz, bu yol ki hak yoludur dönmek bilmez yürürüz.

 

Eski dünya, yenidünya, bütün akvam-ı beşer kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahşer mahşer yedi iklimi cihanın duruyor karşısında, Ostralya ile beraber bakıyorsun: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk; sade bir hadise var ortada: vahşetler denk.

 

Medeniyet dediğin açmaksa bedeninin her yerini… Desene hayvanlar senden daha medeni.

 

Konuşmak bir mana ise susmak bin bir mana. Herkes konuşmasına konuşur lakin sükut yürekli olana.

 

Ağlarım, ağlatamam, hissederim, söyleyemem. Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım.

Güzel Etkileyici Anlamlı Sözler

sozler.jpg

Sarka bakmaz, garbi bilmez, edepten yok payesi bir kızarmaz yüz, bir yaşarmaz göz bütün sermayesi.

mehmetakifersoy4.jpg

Ya rab, bu uğursuz gecenin yok mu sabahı? Mahşerde mi biçarelerin, yoksa felahi?

 

Artık ikiyüzlüleri sevmeye başladım çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü insanlar görmeye başladım.

 

İz bırakanlarla senin aranda basit bir fark var sadece: Onlar ömür boyu gayret ediyorlar; sen ömür boyu hayret ediyorsun.

 

Ne ibrettir kızarmak bilmeyen çehren, bırak kardeşim tahsili; git önce edep, hayâ öğren.

 

Aslını gizleyemez insan, giydiği kaftanlarla. Bilmez ama kendini kandırır, söylediği yalanlarla!

 

Adamın biri Akif’e yaklaşarak sorar: affedersiniz,sizin için baytar diyorlar. Akif hiç istifini bozmadan cevap verir: evet,yoksa bir yeriniz mi ağrıyordu?

 

Aldanma insanların samimiyetine, menfaatleri gelir her şeyden önce. Vaat etmeseydi  Allah cenneti, o’na bile etmezlerdi secde.

 

Zannetme ki ecdadın asırlarca uyudu, nereden bulacaktın o zaman eldeki yurdu!

mehmetakifersoy6.jpg

Biri ecdadıma saldırdı mı hatta boğarım, boğamazsam hiç olmazsa kovarım.

 

Allah bu millete bir daha istiklal marşı yazdırtmasın.

 

Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam; hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.

 

Yumuşak huylu isem kim demiş uysal koyunum; kesilir belki ama çekmeye gelmez boynum.

 

Tek hakikat var, evet, bellediğim dünyadan, elli, altmış sene gezdimse de, şaşkın şaşkın: hepimiz kendimizin, bağrı yanık, aşıkıyız; sade, i’lanı çekilmez bu acaib aşkın!

 

Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır. Fazilet hissi insanlarda allah korkusundandır.

mehmetakifersoy7.jpg

Bize çağ dışı diyorlar doğrudur; çağlar açtık, çağlar kapattık. Çağlar bizden geri.

 

24 saatten birini hakka vermeyen insan denilir mi?

 

İki üç balta ayırmaz bizi mazimizden. Ağacın kökü mademki derindir cidden, dalı kopmuş, ne olur gövdesi gitmiş, ne zarar o, bakarsın, yine üstündeki edvarı yarar, yükselir, fışkırıp, afak-ı perişanımıza; yine bir vaha serer kavrulan imanımıza.

 

Adamın biri Akif’e yaklaşarak sorar: Affedersiniz, sizin için baytar diyorlar. Akif hiç istifini bozmadan cevap verir: Evet, yoksa bir yeriniz mi ağrıyordu.

 

Girmeden tefrika bir millete düşman giremez. topIu vurdukça yürekIer onu top sindiremez.

Mehmet Akif Ersoy / TRT Arşiv

Bir dost meclisinde Mehmet Akif gayet hararetli bir şeyler anlatmaktadır. Sonradan görme zenginin biri bu meclise gelir selam verir ancak herkes Akif’i dinlediğinden kimse duymaz selamı ve almazlar dolayısıyla. Adam Akif’e sataşmak için: O üstat ne sallıyorsun yine der. Akif istifini bozmadan: Senin ne kadar iyi bir insan olduğunu sallıyorum.

mehmetakifersoy3.jpg

İslam’ı öyle yaşa ki akıllar dursun. Sen ona buna değil Allah’a kulsun.

 

Mehmet akif’e sormuşlar. Bu ülke ne zaman gelişir? Diye” o’da cevap vermiş; “cuma namazına gelen cemaat, sabah namazına da geldiği zaman.

 

Şarka bakmaz, garbi bilmez, edepten yok payesi bir kızarmaz yüz, bir yaşarmaz göz bütün sermayesi.

 

Budur cihanda en beğendiğim meslek; sözün ödün olsun hakikat olsun tek.

 

Girmeden tefrika bir millete düşman giremez. Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.

 

Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne.

 

Bekayı hak tanıyan, sa’yi bir vazife bilir, çalış, çalış ki beka sa’y olursa hak edilir.

mehmetakifersoy2.jpg

Eski dünya, yeni dünya, bütün akvam-ı beşer kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahşer mahşer yedi iklimi cihanın duruyor karşısında, Ostralya ile beraber bakıyorsun: kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk; sade bir hadise var ortada: vahşetler denk.

 

Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne.

 

Hatırlar mısın? Doğduğun zaman, sen ağlardın gülerdi alem. Öyle bir yaşam sür ki, mevtin sana hande olsun. Halka matem.

 

Zannetme ki ecdadın asırlarca uyudu, nereden bulacaktın o zaman eldeki yurdu!.

 

Tarih’i ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar; hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi.

 

Edepsizliğin başladığı yerde edebiyat biter.

 

Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz. Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz.

 

Sahipsiz vatanın batması haktır, sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır.

 

Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, bir hilâl uğruna yâ rab, ne güneşler batıyor.


Mehmet Akif Ersoy'un Dini Sözleri

Ya rab, bu uğursuz gecenin yok mu sabahı, mahşerde mi biçarelerin, yoksa felahı.


Şehamet dini, gayret dini, ancak Müslümanlıktır. Hakiki Müslümanlık en büyük kahramanlıktır.


Mehmet Akif’e sormuşlar. Bu ülke ne zaman gelişir diye” o’da cevap vermiş; “Cuma namazına gelen cemaat, sabah namazına da geldiği zaman.


Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.


İnmemiştir Kur’an, bunu hakkıyla bilin, ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için.


Ey âdemoğlu bu devir ve Devran’da içinizde hakkı ve hukuku bilen çoktur. Yaptığınız işte hile çok İslamiyet’i sorup da arayan ve yaşayan yoktur.


İslâm’ı elinden tutacak, kaldıracak yok. Nâ-hak yere feryat ediyor: âcize hak yok! Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi? Ağzım kurusun. 


İslam’ı öyle yaşa ki akıllar dursun. Sen ona buna değil Allah’a kulsun. 


Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır. Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.


Mehmet Akif Ersoy Şiirleri

Mehmet Akif'in şiirleri Kurtuluş Savaşı dönemlerini yansıtan yegane şiirlerdir, marşlardır. Coşkunun, duyguların, imanın, dönemin şartlarını ve daha fazlasını milli şairimizin yazdığı şiirlerde görebilirsiniz. Kurtuluş Savaşı dönemleri hakkında bir araştırma ya da o dönemleri hissetmek, anlamak istiyorsanız Ersoy'un şiirlerini, kitaplarını mutlaka okuyunuz. İşte, Kurtuluş Savaşı'nın ruhunu anlatan, imanın gücünü anlatan en güzel Mehmet Akif Ersoy Şiirleri;

Mehmet Akif Ersoy & İstiklal Marşı / TRT Arşiv

İstiklâl Marşı

mehmetakifersoy.jpg

-Kahraman Ordumuza-

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!

O benimdir, o benim milletimindir ancak!

 

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!

Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.

Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

 

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

 

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,

'Medeniyet! ' dediğin tek dişi kalmış canavar?

 

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;

Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.

Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,

Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

 

Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.

Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

 

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!

Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

 

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:

Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!

Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-

Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

 

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.

Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;

Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;

O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

 

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.

Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;

Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,

Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!

 

***

Azmine Sarıl

Ye's öyle bir bataktır ki,

Düşersen boğulursun

Azmine sarıl sımsıkı

Bak ne olursun

 

***

Bülbül

bulbul-004.jpg

 

Bütün dünyâya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım;

Nihayet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.

Şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı,

Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdiyi sarmıştı.

Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hılkat kesilmiş lâl...

Bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl

Muhîtin hâli 'insâniyyet'in timsâlidir, sandım;

Dönüp mâzîye tırmandım, ne hicranlar, neden andım!

 

Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,

Zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryâd,

0 müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu

Ki vâdiden bütün, yer yer, enînler çağlayıp durdu.

Ne muhrik nağmeler, yâ Rab, ne mevcâmevc demlerdi;

Ağaçlar, taşlar ürpermişti, gûya Sûr-i Mahşerdi!

 

-Eşin var, âşiyanın var, baharın var, ki beklerdin;

Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?

0 zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun;

Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun,

Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen,

Gezersin, hânmânın şen, için şen, kâinatın şen.

Hazansız bir zemin isterse, şâyed rûh-i ser-bâzın,

Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkûm-i pervâzın.

Değil bir kayda, sığmazsın - kanadlandım mı - eb'âda;

Hayâtın en muhayyel gayedir ahrâra dünyâda,

Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perîşandır?

Niçin bir damlacık göğsünde bir umman hurûşandır?

Hayır, mâtem senin hakkın değil... Mâtem benim hakkım:

Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!

Tesellîden nasîbim yok, hazân ağlar bahârımda;

Bugün bir hânmansız serseriyim öz diyârımda!

Ne husrandır ki: Şark'ın ben vefâsız, kansız evlâdı,

Serâpâ Garba çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!

Hayâlimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc oldu,

SALÂHADDÎN-İ EYYÛBÎ'lerin, FATİH'lerin yurdu.

Ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde OSMAN'ın;

Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ'nın!

Ne hicrandır ki: en şevketli bir mâzi serâp olsun;

O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun!

Çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden YILDIRIM Hân'ın;

Şenâatlerle çiğnensin muazzam Kabri ORHAN'ın!

Ne heybettir ki: vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş,

Sürünsün şimdi milyonlarca me'vâsız kalan dindaş!

Yıkılmış hânmânlar yerde işkenceyle kıvransın;

Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın!

Dolaşsın, sonra, İslâm'ın harem-gâhında nâ-mahrem...

Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!

***

Cenk Marşı

Ey sürüden arkaya kalmış yiğit

Arkadaşın gitti haydi sen de git

Bak ne diyor ceddi şehidin işit

Haydi git evladım uğurlar ola

Haydi git evladım açıktır yolun

Zalimlere karşı bükülmez kolun

Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun

Uğurun açık olsun uğurlar ola.

 

Eşele bir yerleri örten karı

Ot değil onlar dedenin saçları

Dinle şehit sesleridir rüzgarı

Haydi git evladım uğurlar ola

Haydi git evladım açıktır yolun

Zalimlere karşı bükülmez kolun

Bayrağı çek on safa geçmiş bulun

Uğurun açık olsun uğurlar ola

Haydi levent asker uğurlar ola

 

Yerleri yırtan sel olup taşmalı

Dağ demeyip taş demeyip aşmalı

Sende ki coşkunluğa er şaşmalı

Kahraman askerim uğurlar ola

Haydi git evladım açıktır yolun

Zalimlere karşı bükülmez kolun

Bayrağı çek ön safa geçmiş bulun

Haydi levent asker uğurlar ola

Haydi git evladım uğurlar ola.

***

Çanakkale Şehitlerine

canakkale1-001.jpg

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.

-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!

Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'

Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,

Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,

Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.

Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,

Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:

Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.

Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...

Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!

Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,

Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,

Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;

Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.

Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...

Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.

Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,

Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

 

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;

Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;

Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,

Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;

O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,

Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,

Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.

Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,

Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...

Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?

Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?

Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

 

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,

Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;

Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;

'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.

Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...

O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...

Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?

'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...

Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.

'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;

Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,

Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;

Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,

Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;

Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,

Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,

Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;

Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...

Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,

Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,

Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...

Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;

Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;

Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,

Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

***

Hasta

mehmetakifersoy10.jpg

 

- Bence Doktor, onu siz soyarak dinleyiniz;

Hastalık çünkü değil öyle ehemmiyetsiz.

Sade bir nezle-i sadriyyemi illet? Nerede?

Çocuğun hali fenalaştı son günlerde,

Ameliyata çıkarken sınıf on gün evvel,

Bu da gelmez mi? Dedim 'Kim dedi, oğlum sana gel?

Nöbet üstünde adam kaçmalı yorgunluktan;

Hadi yavrum, hadi söz dinle de bir parça uzan.'

O zamandan beridir za'fi terakki ediyor;

Görünen: bir daha kalkınması artık pek zor;

Uyku yokmuş; gece hep öksürüyormuş; ateşin

Oluyormuş biraz dindiği

 

- Ben zaten işin,

Bir ay evvel biliyordum ne vahim olduğunu

Bana ihtara ne hacet, a beyim. Simdi bunu?

Maamafih yeniden bakalım dikkatle:

Hükmü kat' i verelim, etmeye gelmez acele.

 

- Çağırın hastayı gelsin.

 

- Kapının perdesini,

 

Açarak girdi o esnada düzeltip fesini,

Bir uzun boylu çocuk.. Lakin o bir levha idi..!

Öyle bir levha-i rikkat ki unutmam ebedi,

Rengi uçmuş yüzünün, gözleri çökmüş içeri.

Elmacıklar iki baştan çıkıvermiş ileri.

O şakaklar göçerek cepheyi yandan sıkmış;

Fırlamış alnı, damarlarla beraber çıkmış,

Bet-beniz kül gibi olmuş uçarak nur-i şebâb;

O yanaklar iki solgun güle dönmüş, bitâb!

O dudaklar morarıp kavlamış artık derisi;

Uzamış saç gibi kirpiklerinin her birisi!

Kafa yük gibi kesilip boynuna, çökmüş bağrı;

İki değnek gibi yükselmiş omuzlar yukarı.

 

- Otur oğlum seni dikkatlice bir dinleyelim …

 

Soyun evvelce, fakat …

 

- Siz soyunuz yok halim!

 

Soydu bîçâreyi üç-beş kişi birden, o zaman

Aldı bir heykeli uryân-i sefalet meydan

Yok bu kemik külçesinin dinlenecek bir ciheti:

' Bakmasak hastayı nevmid ederiz belki ' diye;

Çocuğun göğsüne yaklaştım biraz dinlemeye:

Öksür Oğlum … Nefes al…Oldu, giyin;

Bakayım nabzına... A’ la... Sana yavrum, kodein

Yazayım, öksürüyorsun, O, keser, pek iyidir…

Arsenik hapları al, söylerim eczacı verir.

Hadi git, kendine iyi bak…

 

- Nasıl ettin doktor?

 

- Edecek yok, çocuk artık yola girmiş, gidiyor!

 

Sol taraftan rienin zirvesi tekmil çürümüş;

Hastalık seyr-i tabiisini almış yürümüş.

Devri salisteki asarı o mel'un marazin Var tamamıyle, değil hiçbir eksik arazin.

Bütün a'raz, sehikiyle, zefiriyle…

 

- Yeter!

Hastanın çehresi meydan da! İnsanda meğer

Olmasın his denilen şey.. O değil, lakin biz

Bunu ' Tebdil-i hava ' derde nasıl göndeririz?

Surda üç-beş günü var.. Gönderelim Yolda ölür….

' Git! ' demek, hem, düşünürsek ne büyük bir zuldür!

Hadi göndermeyelim.. Var mı fakat imkanı?

Kime dert anlatırız? Bulsan a derdi anlayanı!

 

- Sözünüz doğru, Müdür bey; ne yapıp yapmalı; tek

Bu çocuk gitmelidir. Çünkü eminim, pek pek,

Daha bir hafta yasar, sonra sirayet de olur;

Böyle bir hastayı gönderse de mektep ma'zur.

 

- Bir mübaşşir çağırın.

 

- Buyrun efendim.

 

- Bana bak:

 

Hastanın gitmesi herhalde muvafık olacak.

' Sana tebdil-i hava tavsiye etmiş doktor.

Gezmiş olsan açılırsın..' diye bir fikrini sor.

' İstemem! ' de o fakat dinleme, iknaa çalış;

Kim bilir, belki de biçare çocuk anlamamış?

 

- Şimdi tebdil-i hava var mı benim istediğim?

Bırakın halime artık beni, rahat öleyim!

Üç buçuk yıl bana katlandı bu mektep, üç gün

Daha katlansa kıyamet mi kopar? Hem ne içün

Beni yıllarca barındırmış olan bir yerden.

' Öleceksin! ' diye koğmak? Bu koğulmaktır. Ben,

Kimsesiz bir çocuğum nerde gider yer bulurum?

Etmeyin sokaklarda perişan olurum!

Anam ölmüş babamın bilmiyorum hiç yüzünü;

 

Sanki atideki mevhum refahım giderek,

Onu çalkandığı hüsranlar, içinden çekecek!

Kardeşim kurduğun amali devirmekte ölüm;

Beni göm hurfe-i nisyana, ben artık öldüm!

Hangi bir derdim için ağlıyayım, bilmiyorum.

Döktüğüm yaşları çok görmeyiniz; mağdurum!

O kadar sa'y-i beliğin bu sefalet mi sonu?

Biri evvelce eğer söylemiş olsaydı bunu,

Çalışıp ömrümü çılgınca heba etmezdim,

Ben bu müstakbele mazimi feda etmezdim!

Merhamet bilmeyen insanlara bak, Yarabbi,

Koğuyorlar beni bir sail-i avere gibi!

 

- Seni bir kerre koğan yok, bu sözün pek haksız.

' İstemem yollamayın ' dersen eğer, kal, yalnız..

Hastasın..

 

- Hem Verem'im! Söyle, ne var saklayacak!

 

- Yok canim, öyle değil…

 

- Öyle ya herkes ahmak,

 

Bırakırlar mi, eğer gitmemiş olsam acaba?

Doğrudur gitmeliyim.. Koşturunuz bir araba.

Son sınıftan iki vicdanlı refikin koluna

Dayanıp çıktı o biçare, sefalet yoluna.

Atarak arkaya bir lemba-i lebriz-i elem, Onu teb'id edecek paytona yaklaştı ' Verem'!

Tuttu bindirdi çocuklar sararak her yerini,

Öptüler girye-i matem dökerek gözlerini;

 

- Çekiver doğruca istasyona ….

 

- Yok, yok, beni ta,

 

Götür İstanbul’a bir yerde bırak ki; guraba,

- Kimsenin onlara aldırmadığı bir sırada -

Uzanıp ölmeye bir şilte bulurlar orada!

 

NeOldu.com / Özel Haber

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
100
25
57
8
9
36
4
👏
👎
😍
😥
😱
😂
😡
  • Yorumlar 3
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
    İLGİLİ HABERLER
    BENZER HABERLER
    Tüm Hakları Saklıdır © 2015 NeOldu.com
    Burada yer alan yazılı ve görsel içerik, izinsiz olarak,
    kısmen ya da tamamen kopyalanamaz başka yerde kullanılamaz.