• DOLAR6,4985-7.15
  • EURO7,3766-7.49
  • ALTIN243,842-0.07
  • BIST93.4190.79

Osmanlı Devleti'nde Divan-ı Hümayun

Osmanlı Devleti'nde Divan-ı Hümayun

Bu makalemizde Osmanlı Devleti'ndeki Divan-ı Hümayun'un oluşumunu, üyelerini, tarihçesini, görev ve yetkilerini ele alacağız.

Haber güncelleme tarihi 05.03.2018 16:50

DİVAN-I HÜMAYUN

Diğer Türk İslam Devletleri’nde olduğu gibi Osmanlı Devleti ’nde de Divan-ı Hümayun adı ile bütün mühim devlet işlerinin görüldüğü ve karara bağlandığı bir makam olmak üzere bir büyük divan vardır. Divan-ı Hümayun’da imparatorluğa ait siyasi, idari, askeri, örfi, şer’i, adli ve mali işler ve davalar burada görüşülüp ilgililer tarafından tetkik edildikten sonra bir karara bağlanırdı.

Divan hangi dil ve millete ait olursa  olsun herkese açıktı. Kadın erkek fark etmezdi. Memleketin herhangi bir yerinde haksızlığa  uğrayan, zulüm gören veya mahalli kadılarca haklarında yanlış hükümler verildiğini iddaa edenler, vakıf mutevelliklerinin haksız muamelesine uğrayanlar, idari askeri amirlerden şikayeti olan herkes ve diğer davacılar Divan-ı Hümayun’a bizzat başvurabilirlerdi. Bütün davalar burada mümkün olduğu kadar adil bir şekilde karara bağlanmaya çalışılırdı. Bundan başka harp ve sulh gibi kararlar divanca verildiği gibi bütün mühim memleket işleri de burada müzakere edilir ve neticelendirilirdi.

divani-humayun.jpg


İKİNDİ DİVANI

Divanda bitmeyen veya padişaha arza muhtaç görülmeyen gerek resmi, gerekse şahsi işler padişahın mutlak vekili olan Veziri Azam tarafından İkindi Divanı’nda  müzakere edilir ve karara bağlanırdı.

GALEBE DİVANI

Divan-ı Hümayun mu'taal toplantılarından başka kapıkulu askerine ulüfe dağıtımı için 3 ayda bir olağan üstü bir şekilde toplanırlardı. Bazen yabancı elçiler de bu vesile ile sadrazamla görüşürler ve daha sonra padişahın huzuruna çıkarlardı. Buna 'Galebe Divanı’ denirdi.

divan-i hümayun hakkında bilgi


AYAK DİVANI

Padişahın tebasıyla ve bilhassa askeri sınıflarla vasıtasız olarak görüşmesi gayesi ile tahtın BABUSSAADE denilen (sarayın 3. kapısı) önünde  kurulması suretiyle yapılan olağanüstü toplantılara ‘Ayak Divanı’ denirdi.

Ayak divanları ekseriye ihtilal ve karışıklık zamanlarında olurdu. Hükümdar burada halk ile veya asker ile doğrudan doğruya iletişim kurar ve dertlerini dinlerdi. Ayak Divanının mühim ve acele işlerinin müzakeresi ve derhal bir karar verilmesi  için padişahın veya Serdar-ı Ekrem’in başkanlığında saray  dışında toplanırdı. (Mesela sefer zamanlarında ordunun bulunduğu yerde toplandığı olurdu.) Bu sırada müzakerelere çeşitli devlet ricali ve kumandanlar da iştirak ederdi.

divan-i hümayun nedir

DİVAN-I HÜMAYUN’un TARİHÇESİ

Fatih devrine kadar divana bizzat padişahlar başkanlık etmişlerdir. Daha sonra padişah adına vezir-i azamlar riyaset etmişlerdir. Devrin kaynaklarından Aşıkpaşazade ve Nesri’nin aktardıklarına göre Orhan Gazi devrinde Osmanlılarda divanın mevcut olduğunu ve divana gelen beylerin başlarına burma sarık sardıkları yazılıdır. Bu devirde Anadolu Beylikleri, Selçuklular, İlhanlılar’da da bir divan teşkilatı olduğu anlaşılmaktadır.

divan-i hümayun hakkında bilgi

Yıldırım Beyazıd devrinde İBN HACER EL ASKANİ'ye göre Osmanlı Hükümdarlarının her gün sabahları bizzat halkın sorunlarını ve şikayetlerini, davalarını dinlediği bilgileri mevcuttur. Neşr-i tarihinde yazıldığına göre Çelebi Mehmet ve II. Murat devirlerinde de padişahlar her gün divan kurup buna başkanlık ederlerdi. Yine kaynaklardan İdris-i Bitlisi de  adet üzere Sultan Mehmet gelip vasıl oluncaya kadar 13 gün merhum sultanın hayatında olduğu gibi her gün divanın toplandığı bilgileri mevcuttur. Kanunlara riyat edilmesi için bu önemli bir hususdur.

Fatih Kanunnamesinde de ''Bu kanunname atam ve dedem kanunudur ve benimde kanunumdur.’' cümlesi meseleyi izah etmektedir.

DİVAN-I HUMAYUN ÜYELERİ

Padişah ve vekili vezir-i azam, kubbe vezirleri, kazaskerler,  nişancı (tevki),  defterdarlar, Divan-ı Hümayun üyeleridir.

VEZİR-İ AZAM

Osmanlıların ılk devirlerinde vezir-i azamlar ilmiye sınıfından gelmişlerdir. Osmanlı sadrazamlarının mühr-i hümayundan başka yaptırmış oldukları sadaret mühründeki kelimeler vezir-i azam klişesidir. Bu durum saltanatın sonuna kadar böyle devam etmiştir. Vezirin bir tane olduğu zamanda sadece vezir denilmiş sayıları artınca da vezir-i azam yani baş vezir terimi ortaya çıkmıştır. Fatih Kanunnamesinde vezir-i azam hakkında şöyle denilmektedir: ’’vuzera ve umeranın vezir-i azam başıdır,  cümlenin ulusudur. Cümle umurun vekili mutlakıdır ve malımın vekili defterdarımdır. Ol vezir-i azam nazırıdır.  Oturmada ve durmada ve mertebede vezir-i azam cümleden mukadderdir.''

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
İLGİLİ HABERLER
BENZER HABERLER
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 NeOldu.com
Burada yer alan yazılı ve görsel içerik, izinsiz olarak,
kısmen ya da tamamen kopyalanamaz başka yerde kullanılamaz.