• DOLAR6,26100.91
  • EURO7,35240.92
  • ALTIN242,7910.97
  • BIST97.9881.94

Eric Hobsbawm: Milletler ve Milliyetçilik

Eric Hobsbawm: Milletler ve Milliyetçilik

On dokuzuncu ve yirminci yüzyıl tarihi denince akla gelen ilk isimlerden biri olan İngiliz Marksist tarihçi ve yazar E. J. Hobsbawm, Milletler ve Milliyetçilik kitabında milliyetçiliğin tarihini ve milletin icadını anlatıyor...

Haber güncelleme tarihi 19.05.2017 14:07

Eric Hobsbawm ulusçuluğu sadece modernleşme sürecinin bir parçası olarak ele almaz. Ön-ulusçuluk olarak tanımladığı unsurları vurgulayarak onun geleneksel toplumdaki kökenlerini de içermeye çalışır. Ulus ve ulusçuğun çözümlemesini hem aşağıdan hem de yukarıdan yaklaşımların birlikte kullanılmasıyla mümkün olacağını düşünür.

Hobsbawn, milletin nesnel ya da öznel, sabit bir tanımının verilemeyeceğini, çünkü bunun tamamiyle modern bir kurgu olduğunu ve sürekli bir değişim halinde olduğunu belirtmektedir. Buna göre de, milletlerin etnik temele dayanıp dayanmadığı tartışmasından çıkıp, kavram olarak "milletin politikadaki ve toplumda yaşanan değişimi" çerçevesinde inceliyor.

milletler-ve-milliyetcilik-kitap.jpg

"Kitlesel ve çok çeşitli hareketler, göçler ve insanların bir yerden başka bir yere transferi temelinde yükselen şehirleşme ve sanayileşme, özünde etnik, kültürel ve dinsel bakımdan homojen bir nüfusun oturduğu toprak parçasına dayanan diğer temel milliyetçi varsayımları güçsüz bırakmaktadır."

Hobsbawm milliyetçiliği, siyasal ve milli birimlerin örtüşmesi gereğini savunan bir yol olarak tanımlayarak incelemesine başlıyor. Öncelikle Fransa ve İngiltere gibi en erken ulus devletleri ele alıyor ve bu milletlerin icadını aslında hiç de bilmediğimizi gösteriyor.

Hobsbawm ulusların politik, teknik, idari ve ekonomik koşullar çerçevesinde analiz edilmesi gerektiğini düşünmektedir. Ulus tarihsel bir olgudur, ulusçulukta çağdaş dünyanın birçok öteki özelliği gibi çifte devinimin çocuğudur. Bu çifte devinim de Fransız devrimi ve sanayi devrimidir.

fransiz-devrimi-miiliyetçilik.jpg

Toplumsal yapının yerine niçin ulus tipi örgütlenme ikame edilmiş ve ulusçuluk nasıl bu kadar yaygın ve kitlesel hale gelmiştir sorusundan yola çıkarak incelemesini yapmaktadır. Buna yanıtı, ulusçuluğun ön-ulusal unsurlar kullanma özelliğidir. Ulusçuluk daha önce var olan kimi kolektif aidiyet duygularını harekete geçirerek, modern devlet ve ulusla uyumlu şekle sokuyor.

Ulusçuluğun diğer ideolojilerden daha kolay kitleselleşmesinin kökeninde, ön ulusal unsurlar yoluyla toplumların geçmişiyle kurmuş olduğu ilişkinin rolü büyüktür. Ön ulusal bağlar evrensel ya da yerel nitelikli olabilir. Ön ulusal unsurların ulusun en önemli kriteri teritoryal politik örgütlenme ile çakışma zorunluluğu olmadığını, hatta çoğu zaman çakışmadığını belirler.

Dil, etnik köken, din, kutsal ikonlar, politik birime ait olma duygusu biçiminde sıraladığı ön-ulusal bağların hiçbiri, kendi başlarına ulusu yaratan unsurlar değildir. Ancak modern devletin ve ulusçuluğun ortaya çıktığı toplumsal bağlam içinde,müdahale ile, dönüşüme uğrayarak ulusun unsurları haline gelirler.

Ulusçuların ulus olma kriteri, Hobsbawm'ın ön-ulusal bağ olarak tanımladıkları, dil üzerinde fazla durulan konulardan biridir. Ulusçu söylemler "ulusal dil" ile "anadil"i özdeşleştirir ve dilin farklı ulusları birbirinden ayırt etmeye yarayan niteliğini vurgularlar.

Dilin toplumdaki ortak aidiyet duygusunu kazandırması basılı yayınların yaygınlaşmasıyla mümkün olur. Dilsel milliyetçilik özünde bir devletin denetimini, en azından dilin resmen tanınmasının sağlanmasını gerektirir. Dildeki milliyetçiliğin özünde iletişim, hatta kültür sorunları değil, iktidar, statü, politika ve ideoloji sorunları yatar.

"Öz itibariyle bu durumun, dil sorununun gerileyen bir dili savunmaktan ibaret kaldığı yerlerdeki durumundan hiçbir farkı yoktur. Eski dilin savunulması, kesinlikle modernitenin tahribatları karşısında bütün bir toplumun eski usul ve geleneklerinin savunulması demektir.

milletler-ve-milliyetcilik-kitap-.jpg

Etnik köken modern ulusçuluğun doğuşunda küçük rol oynadığını düşünmektedir. Aynı ırk, kan bağı olması ya da aynı kültürden gelmek Hobsbawm'a göre çok fazla etkilememektedir. Hobsbawm din konusunu modern ulusallık açısından "paradoksal bir çimento" olma özelliğine dikkat çeker. Hobsbawm’a göre:

"Kabileye özgü dinler, modern uluslara göre çok küçük bir alanda etkin olmakta ve dışarı açılma çabalarına karşı koymaktadır. Öbür yandan dünya dinleri tanımları gereği evrenseldir ve bu yüzden etnik, dilsel, politik farklılıklardan uzak durma amacındadırlar."

Din ve ulusal kimlik arasında kurulan ilişkiler, karmaşık içeriğe sahiptir. Yine de ortak yönleri az ya da hiç olmayan insanlar arasında bağ yaratma niteliğiyle, din ulusçuluğun pratiğine önemli bir örnek olmuştur. Ulusçuluğun geçmiş ile bağ kurmak için kullandığı sembol, ritüel ya da ortak kolektif pratikleri kutsal ikonlar olarak adlandırır. Bu çeşitli pratikler ibadet sözcükleri, pratikler, yarışmalar hatta festivaller olabilir.

ulkelerin-bayraklari-sembolleri-001.jpg

Hobsbawm bu sembollere ayrıca bayrakları da örnek verir. Politik birime ait olma bilinci, ön ulusçuluğun en etkin ve belirleyici ölçütü olarak sunar. Hobsbawm tarihsel bir ulus olduğuna dair bir inanç olduğunu belirtir. Ön milliyetçilik, devletleri, ulusallıkları, ulusları oluşturmaya yetmediğini düşünmektedir. Fakat ön millilik ona göre uluslardan daha fazladır.

Uluslar 19-20. yüzyılın ürünü olmalarına rağmen eskiden beri var oldukları düşüncesin oluşturur. Bunun nedeni geleneğin icadıyla beraber bu bilincin oluşturulmasıdır. Yaygınlaşması da iletişim ve ulaşım teknolojilerinin gelişmesiyle mümkün olabilmiştir. Modern dünyanın sürekli değişim ve yenilenme halinde olması ile toplumsal hayatın bazı alanlarının değişmez ve sabit kılma arasındaki karşıtlık mevcuttur.

İcat edilmiş geleneklerle bu karşıtlıklar yok olmaktadır. İcat edilmiş gelenekler toplumsal birliği veya gerçek ya da yapay topluluklara üyeliği kuranları sembolize eder. Temel amaçları toplumsallaşma, inançların, değer sistemlerinin ve davranış geleneklerinin telkin edilmesine yaramaktadır.

Otorite, kurumları ve ya statüleri kuranları meşrulaştırmak şeklindeki özelliklerin icat edilmiş geleneklerle iç içe geçmesi söz konusudur. Hobsbawm icat edilmiş geleneklerle yurtseverlik fikri, bağlılık, görev, okul ruhu gibi şeyler yarattığını düşünür.

"Ulusçuluk, daha önce varolan kimi kolektif aidiyet duygularını harekete geçirerek, modern devlet ve ulusla uyumlu bir şekle sokuyor"

İcat edilmiş geleneklerin oluşmasını da toplum mühendisleri gerçekleştirir. Toplum mühendislerinin ürettiği bu gelenekler toplumun ulusa bağlılık hissetmesini sağlamaktadır. Toplum mühendislerinin ürettiği icat edilmiş gelenekler, törensel ya da sembolik nitelik taşıyan açıkça ya da örtülü şekilde kabul edilmiş kuralları olan bir dizi alışkanlıklar ve uygulamalardır.

Hobsbawn için "gelenek" ile "görenek" farklılık arz etmektedir. İcat edilmiş olanları dâhil olmak üzere bütün geleneklerin amacı ve özelliği değişmezliktir. Gönderme yaptıkları gerçek ya da icat edilmiş geçmiş, tekrar gibi sabit pratiklere dayanır.

Göreneklerin gerçekleşmesini sağladığı şey ise, arzulanan bir değişime, kendisinden öncekine tanınan ruhsatı, tarihte ifadesini bulan toplumsal devamlılık ve doğa yasası ruhsatını atfetmektir. Görenek kendini, gelenek gibi değişmez kılamamaktadır. Çünkü geleneksel toplumlarda bile hayat değişmez değildir. Örneğin, "görenek", yargıçların yaptığı bir şey iken, (icat edilmiş) “gelenek” peruk, cüppe… gibi ritüelleşmiş pratiklerdir.

milliyetci ve milliyetçi semboller.jpg

1870'lerden sonraki demokratikleşme talepleriyle birlikte modern devletler kuruluyor ve bu devletler ulaşım ve iletişim devrimleriyle toplumlara ulaşmak zorundadır. Demokratikleşme talepleri genel oy hakkıyla sağlanmasının yanında Devletler sadakate ihtiyaç duymaktadır. Bu sadakati de zorunlu ilköğretimlerle ve zorunlu askerlik hizmetiyle sağlamaktadır. Eğitim ve askerlik aracılığıyla ulusal bilinç sağlanmaktadır.

Hobsbawm'a göre milli bilinç icat edilmiş en somut gelenektir. İcat edilmiş gelenekler milli bilincin içselleştirilmesini sağlamaktadır. Otomatik olarak geçmişle gelecek arasında köprü oluşturur, süreklilik hissi yaratır.

Hobsbawm'a göre halkın sistemle kaynaştırılmasının, denetim altında tutulmasının üç yolu bulunmaktadır. İlk olarak yeni kurumlar oluşturarak çeşitli festivaller, spor dalları ve sendikalar ile hem denetim sağlanır hem de sistemle kaynaşması ve sadakat oluşturulur. İkinci olarak yeni statü sistemleri ve toplumsallaştırma yöntemleri özellikle eğitim sistemi ile sağlanabilmektedir.

Son olarak gerçek ya da yapay grupların bütünlüğünü belirleyen ve simgeleyen millet yaratmanın üzerinde durmaktadır. Genel olarak kitabında popüler milliyetçilik, hükümetlerin perspektifleri, milliyetçiliğin dönüşümü ve gelişimi konularını inceleyen düşünür, milliyetçiliğin dünden bugüne değişim ve gelişimine örnekler vererek göstermektedir.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
İLGİLİ HABERLER
BENZER HABERLER
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 NeOldu.com
Burada yer alan yazılı ve görsel içerik, izinsiz olarak,
kısmen ya da tamamen kopyalanamaz başka yerde kullanılamaz.