Yılmaz Erdoğan Sözleri, Unutulmaz Yılmaz Erdoğan Şiirleri

Yılmaz Erdoğan sözleri içeriğinde sizlere oyunculuğu ve yönetmenliği ile büyük başarılara imza atan Yılmaz Erdoğan sözlerini bir araya getirdik.
Yılmaz Erdoğan Sözleri, Unutulmaz Yılmaz Erdoğan Şiirleri

Yılmaz Erdoğan Sözleri

Yılmaz Erdoğan'a ait en güzel aşk sözleri, aşk kokan şiirleri, ayrılık şiirlerini siz değerli takipçilerimiz için derledik. Sizler de duygusal ve damar Yılmaz Erdoğan sözlerini, en popüler Yılmaz Erdoğan sözlerini Facebook, Twitter gibi sosyal hesaplarınızda arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.

Sizler için özenle seçtiğimiz en güzel 5 Yılmaz Erdoğan sözü;

1. Senin gibi olmak vardı ama Allah beni “İnsan” olarak yarattı.

2. Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü yerlerinden ve bir aşkın izlerini yok edecek başka bir aşk sipariş edildi yeniden.

3. Sizi sevenlerin sevgisine dikkat edin bazı sevgilerin son kullanma tarihleri geçmiş, bozuk çıkıyorlar.

4. Saklama yeteneği yüksek olan, güçlü biriyim. Hatta gözlerimden yaşlar düştüğünde bile şu iki kelimeyi söylerim: ben iyiyim.

5. Seninle karşılaşmam hayatımın en büyük hatasıydı ve sırf seninle diğer tarafta karşılaşmamak için helal ediyorum hakkımı!

En Güzel Yılmaz Erdoğan Sözleri

Yılmaz Erdoğan Sözleri

Şiir yazanların sözleri de yazdıkları şiirler gibi dokunaklı olur. Sizler için derlediğimiz en güzel Yılmaz Erdoğan aşk sözlerinden seçtiklerinizi sevdiğinizle paylaşabilirsiniz. İşte, en anlamlı Yılmaz Erdoğan sözleri;

Bizi bilirsin, yaşamak biliriz, vademiz dolduğunda avuçlarına gömülmeyi.

Birisi bana ne yapıyorsun deyince, kısık bir sesle hiç diyorum. Kimse anlamıyor; hayatın içinden çıkamıyorum

Sana yangında kurtarılması imkansız acılar bırakıyorum.

Aşkın her halini gördüm! O yüzden artık ne hali varsa görsün!

Bir daha olmaz beni bu acımasiz yalancı dünyaya kimse bağlamaz dersin sonra da sen çıkarsın inatla yaşamak zorundasın diyorsun ve emre itaat etmek zorunda oluyorsun herşeye rağmen tum pisliklerine rağmen dünyayı seversin ve tüm kötülükleri görmez gözün sevgin o kadar büyük olur ki hiç bir şey umurunda olmaz ama bir anda acılar bir patlak verir feleğini şaşırırsin böyle.

Yılmaz Erdoğan Sözleri

Şarkılar bir çığlığa sığınmaksa. Şimdi, sonsuz bir yangın gibi. Sevmesem öyle kolay çekip gitmek; Yaralı bir kuş gibi.

Bende sana yetecek kadar ben kalmadı.

Göz yaşlarım avucumda ve ben yine kapında. Bir kapıyı açıp AFFETTİM desen inan dökebilirim içimde ki dertleri de avucumda ki göz yaşlarımı da.

Ben, senin için ‘belkiydim’. Sen benim için ‘keşke’. ‘Belki’ seviyordur diye ‘keşke’lerim ısrarcı bu gece..

Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı, sesinin sesimde yankılanmasının.. sanki perdedekine üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün içime.. Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim seyir defterimde.. ve beb amerikanca bi filmi kürtçe seyrediyorum.

Gidebilirsin yada beni unutabilirsin. Ama ben yokmuşum gibi yaparsan eğer, hiç olmamışsın gibi davranırım! Kıvranırsın..


Anlamlı Yılmaz Erdoğan Sözleri

Yılmaz Erdoğan Sözleri

Biz, aynı tavla tahtasında farklı iki pul gibiyiz. Öyle ya, ‘birbirimizi kırmadan oyunu bitiremeyiz..

Papatyalar suçlanmamalı artık sevmiyor diye. Zaten sevse; ottan böcekten medet umulmazdı herhalde.

Kendine güvenip, ağzı laf yapanlara laf yaptığı içinde kendini adam sananlara kısa bir hatırlatma lafla adam olunmuyor .

O kadar yoruldum ki artık hiçbir şeye şaşırmıyorum ve umurumda değil hiç kimse, ne halim varsa görmekle meşgulüm.

Söylemek isteyip de söyleyemediğim çok şey var. Kiminin yüzüne kiminin gelmişine, geçmişine.

İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında ( Ankara ‘da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman) özlemeye başladım herkesi… Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra.

Denize sıfır evi hiç istemedim ben, ama hep gökyüzüne sıfır hayallerim vardı.

Neymiş, birini seviyorsak serbest bırakacakmışız, dönerse bizimmiş dönmezse hiç bizim olmayacakmış. Güvercin besliyoruz sanki.

Yılmaz Erdoğan Sözleri

Senden önce yaşam olduğu için senden sonra da olur sanma.

Çorap değiştirir gibi sevgili değiştiren, her yeni ilişkide temiz sayfa açtım diyenlere sesleniyorum: sizin defter kaç ortalı?

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim, çocuk olmaktan. Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam.

Kaybetmeyi bilmeyen insana kaybetme korkusunu yaşatacaksın.

Seni seviyorum, ama seni sevmeyi eskisi kadar sevemiyorum.

Küskünlüğüm hayata değil, içindeki beş para etmez insanlara. Bıkkınlığım ise, onların yüzüne bakmak zorunda kalmam aslında.

Gitmen demek nefesimin kesilmesi demektir.


Resimli Yılmaz Erdoğan Alıntıları

Yılmaz Erdoğan Sözleri

Ben bardak kırsam sakarım, annem kırsa nazar. Babam kırsa o bardağın orda ne işi var .

Pili bitmiş bir fotoğraf makinesi gibiyim artık. Kimseyi çekemem!

Sadece hayal kırıklığına değil hayat kırıklığına da uğrattılar.

Ağlatıyorsan gözyaşlarını silmeye gerek yok.

Mevsim ne olursa olsun her bakışında ilkbaharın taze kır çiçeklerini görüyorum.

Ölesiye değil yaşanılası gibi seviyorum seni, aldığın her nefeste yanında olmak gibi seviyorum işte.

Anladım ki ağaçlar, toprağa acı verdikçe büyüyorlar.

Gün gelir herkes gider buna sende dahil ey sevgili, bana vazgeçilmezim deme.

“Bir insanı sevmekle başlıyordu her şey” ve boşanmak için en az iki şahit gerekiyordu.

Sana, sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır. Aşk sorgusunda şahanem yalnızca kelepçeler sanıktır.

Zaman çok değişti. Artık katiller öldürmeden önce kendine iyi bak diyorlar.

Bende sana yetecek kadar ‘ben’ kalmadı.

Ve ben ne zaman kiminle sevişsem hala seni aldatıyorum.

Sevmeyene lafım yok ama seviyorum deyip de gidene lafım çok.

Hayatta herkesin uyacağı kural; “yolcu yolunda gerekmiş” tir.

Bir beyaz tutsaklık. İnsan kendine iltica edebilir mi?

Artık zaman bile yetmiyor yaşadığımızı sanmaya.

Yaşadıklarımız yazılıydı yazılmayan kitapta, okuyabilene.

Yoksulluk, kirden rengi tanınmayan.

Hadi şimdi gider pusulasına yazın kardeşlerimizin vasiyetlerini. Vergiden düşün babasız kalan çocukların acısını.

Dünyanın bütün okyanuslarından vazgeçiyorum ve gözlerinde ki Karadeniz'de boğulmak istiyorum.

Sen çok güzelsin sebepsiz de gülebilirsin.

Güvendikçe yenildim, yenildikçe değiştim.

Ne zaman öleceğimi bilseydim, ölüm anında gözlerinin içine bakardım sadece.

Devrimle yoğrulmuş bir aşk istiyorum mülteci bakışlarından.

Kalbim etten bir organ sadece kalbim yüreğim olur sen gelince.

Eskiden aşk’ından yataklara düşenler vardı, şimdide aşk diye yatağa düşenler var.

Gökyüzünde hayranlıkla izlediğim o sevgili yıldızım, mavi mekanından düşerek, ışıltısından, muhteşemliğinden, bir şeyi kaybetmeden bir kadına dönüşüver.


Popüler Yılmaz Erdoğan Şiirleri

Yılmaz Erdoğan'a ait en güzel şiirleri bir araya getirdik. Bu birbirinden güzel şiirleri Facebook, Twitter hesabınızda sevdiklerinizle paylaşabilirsiniz. İşte, aşkın acının, ayrılığın en güzel şiirleri;

yılmaz erdoğan sözleri

Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak

Her şey yapılabilir

bir beyaz kağıtla

uçak örneğin uçurtma mesela

altına konulabilir

bir ayağı ötekinden kısa olduğu için

sallanan bir masanın

veya şiir yazılabilir

süresi ötekilerden kısa

bir ömür üzerine.

 

bir beyaz kağıda

her şey yazılabilir

senin dışında

güzelliğine benzetme bulmak zor

sen iyisi mi sana benzemeye çalışan

her şeyden

bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor

belki tabiattadır çaresi

senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin

ve benim

bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim

anlarım bitkiden filan

ama anlatamam

toprağın güneşle konuşmasını

sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

 

sen bana ışık ver yeter

bende filiz çok

köklerim içimde gizlidir

gelen giden açan soran bere budak yok

bir şiir istersin

“içinde benzetmeler olan”

kusura bakma sevgilim

heybemde sana benzeyecek kadar

güzel bir şey yok

 

uzun bir yoldan gelen

tedariksiz katıksız bir yolcuyum

yaralı yarasız sevdalardan geçtim

koynumda bir beyaz kağıt boşluğu

her şeyi anlattım

olan olmayan acıtan sancıtan

bilsem ki sana varmak içindi

bütün mola sancıları

bütün stabilize arkadaşlıklar

daha hızlı koşardım

severadım gelirdim

gözlerinin mercan maviliğine

 

sana bakmak

suya bakmaktır

sana bakmak

bir mucizeyi anlamaktır

 

sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır

aşk sorgusunda şahanem

yalnız kelepçeler sanıktır

ne yazsam olmuyor

çünkü bilenler hatırlar

hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar

bahçıvanlar değil tüccarlardır

sen öyle göz

sen öyle toprak ve güneş ortaklığı

sen teninde cennet kayganlığı iken

sana şiir yazmak ahmaklıktır

 

bir tek söz kalır

dişlerimin arasından

ben sana gülüm derim

gülün ömrü uzamaya başlar

 

verdiğim bütün sözler

sende kalsın isterim

ben sana gülüm derim

gül sana benzediği için ölümsüz

yazdığım bütün şiirler

sana başlayan bir kitap için önsöz

 

sana bakmak

bir beyaz kağıda bakmaktır

her şey olmaya hazır

sana bakmak

suya bakmaktır

gördüğün suretten utanmak

sana bakmak

bütün rastlantıları reddedip

bir mucizeyi anlamaktır

sana bakmak

Allah’a inanmaktır.

***

yılmaz erdoğan sözleri

Aşkımız

Aşkımız iki gözlüklünün öpüşme çabasıydı;

gözlükleri çıkarmak hiç aklımıza gelmedi.

 

 Hiç düşündün mü belkiyi

 Belki, eline en yakışan takı benim elim.

 Belki de en belli olacak yalan, benim söylediğim...

 Belki sen ve belki ben...

 

 Yoksulluk, kirden rengi tanınmayan

 bir beyaz tutsaklık...

İnsan kendine iltica edebilir mi?

 

 Ölü olarak ele geçiriliyor en sıcak insan sözleri..

 Ve hüznüm bir kamu morgunda işe başladı.

***

yılmaz erdoğan sözleri

Yaşayabilme İhtimali

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan

Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam...

Ben seninle bir gün Veyselkarani'de haşlama yeme ihtimalini sevdim.

İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında

Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman

özlemeye başladım herkesi...

Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra..

Bizim Kemalettin Tuğcu'larımız vardı...

Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı...

Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda,

solculuk oynamaya başladık..

Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla...

Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara ve

Türk Dil Kurumu'na inat bir Türkçeyle...

Ağbilerimizden öğrendik, S harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi..

Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu.

Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri.

Oysa Ankara'da hiç sevişmedim ben.

Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim..

Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak..

Ankara'ya usul usul kurşun yağıyordu..

Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri.

Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim

Ve hiç bir mahkeme tutanağında geçmedi adım

Çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece

Sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde, ama sen yoktun

Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde

Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu

Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum.

Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.

Yaz sıcağı toprağa çekiyor da tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini

Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yolların çare bilmez sürgünü

Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum

Muş ovasının yalancı maviliğini

Otobüs oluyordum bir süre

Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde

Otobüs oluyordum

Bir ülkeden bir iç ülkeye

Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum.

Zap suyunun sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin

Korkuyordum

Sonra iniyordum otobüsten

Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,

ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,

ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.

Çünkü sonunda annem oluyordum, babam kokuyordum sonunda..

Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan

Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam

Ben seninle bir gün Van'daki bir kahvaltı salonunda

Ben seninle sadece bilmek zorunda kalanların bildiği

bir yol üstü lokantasında

Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan

Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak damında

Ben seninle herhangi bir insan elinin

terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim

Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim!

***

yılmaz erdoğan sözleri

Kızım Berfin’e

Berfinim,

içimin güler yüzü,

yaşanılası iklimim hoşgeldin...

 

(adımın çapraz yazılması kimin umrunda...

denize düşen yılana öykünür biraz da...)

 

bir aralık sızıverdin işte

ömrümüzün en gevrek zamanı...

çıt diyor kırılıyoruz,

öfke kadar saydamız o zamanlar

ve kırılgan

bıçak kadar!

 

kızım demeyi öğrettiğin için

o tanrısal kokun

ve gülüşündeki baban için

 

ki hala zillleri çalıp kaçmak istiyorduk

yarım yamalak aşk kırıntıları

tabakta bırakılmış,yazık atılacak bir sevda

haritası,

hatta el değmemiş delilikler istiyorduk...

çocuktuk daha

büyümeye direniyorduk,

iş toplantılarında lolipop zamanlar

düşlüyorduk

 

ama sızı verdin işte...

bir avuç yeşil gevrek rokaydık,

mayışmamıza bir limon yetecekti...

biz garsonu bekliyorduk,

sen çıkageldin...

 

hoş geldin Berfin’im..

kızım kızgınlığım..

bilmiyorduk daha,

objektiflerin objektif olmadığını,

ikimize yeter sanıyorduk ikimizin toplamı,

meğer doyurmak zormuş içimizdeki hayvanı...

 

habersiz geldin, kusura bakma

ortalık biraz dağınıktı..

şimdi hemen toplarız sanıyorduk,

olmamıştık daha...

 

işin zor kızım

hem büyüyecek

hem bizi büyüteceksin..

baban mı var,derdin var kızım...

 

hoş geldin kızım,

içimin güler yüzü, hoş geldin...

***

yilmaz-erdogan-sozleri-014.png

Başkalaşan Aşk

Adını anmak güzeldi,

dost ağızlarda sana dair cümlelerin

ıslatılması...

Adını anmak...

Yüksek sesle, kimsesiz gecelerin düşsel

avuntularına sırt çevirip senden söz açmak...

Biraz gülünç, biraz sitemkar...

güzeldi...

Adının Türkçedeki yankısı özeldi...

 

Seninle yoğurt yemek, kendi Kanlıcanlı,

Sülalesi Kandilli yoğurtçunun mekanında...

Denize amors durup, yüzüne

cepheden bakmak güneşli bir mavilikte....

güzeldi..

 

İpe sapa konuşlanmaz bahanelerle elini tutmak,

yüzünde

Yüzyıllık bir hasreti gidermek güzeldi...

 

Güzeldi'li geçmiş zamanları düşünüyorum

şimdi...

Cümlelerimiz öznesiz...Umursayan yok,

Kanlıca'da ki yoğurdu...

 

ve eşikteki öpücük, tarih bilinci olmayan bir

aşkın mührüdür artık...

***

Ankara

Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar..

 asfaltlar ışıldar, buz tutardı resmi yalanlar...

 kimse keman çalmaz belki ama

 çok keman çalınsın balolarında

 diye yapılmış

gri sisli binalar...

 alnının ortasında

 ciddi bir devlet asabiyeti.

 çok kötü günlermiş gibi en genç zamanlar,

 bu zulüm bu sevda bitmezmiş sevmek

 bir halkı sevmekse aşk o zaman sevmekmiş!

 (biz bir şeyi delicesine severiz

 ama tanrım neyi?)

 kahve önü çatlak mozaik

 bel kemiğine tehdit

 kürsüler üstünde

 çok sigara içen

 öğrenciler

 bir daha asla yaşayamayacağı

aşkları teğet geçerken

 hep onu sevmeyenleri severek

 hep onu sevenin gözlerinden

 kalabalıklara kaçarak

 karışarak toplumcu gerçekçi yalnızlıklara,

 yüksek rakımlarda çatlamış dudaklarını

bir izmirli güzele dayatmak varken

 (hep kardeş olacak değiliz ya,

 yaşasın halkların sevgililîğî!)

 soyut bir sevdaya

 beşik kertilmiş olan

 dağda çoban,

şehirde şark çıbanı sayılan,

 fırat'ın büyük elleri

 ararat'ın kız yelleri

 cilo'nun derin nefesleri

 hülasa kente hukuk mukuk okun

mümkünse o arada da memleketi kurtarmaya gelmiş

anadolu çocukları, ankara' ya öyle yakışırdı ki kar

asfaltlar ışıldar,

buz tutardı resmi yalanlar

(belki balkona kar seyretmeye çıkar diye

sevdiğimiz kızlar

çok dibimiz donmuştur ve çoğu zaman

bu kar mevzu

kızlara yeterince ilginç gelmemiştir

hiçbir şey kapalı bir dükkan kadar

hüzünlü gelmez insana

Ankara'da,

yoksa bugün bir hayat

yaşanmayacakmış duygusu çöker bütün bozkıra.

Kimse keman çalmaz belki

Belki bu film hiçbir zaman

o kadar fiyakalı olmayacak ama

Hiçbir lahmacunda

o okul yolundaki üçüncü sınıf lokantadakinin

tadını vermeyecek bir daha

Çok daha iyilerini yedim sonra

bizzat Urfa'da hatta

Ama hiçbirinde

o kadar aç oturmadım sofraya

Ankara'ya

öyle yakışırdı ki kar

çok yabancı bir soluk duyulur bazı

bilinmez bir dilin ıslığından

anla ki sıkıldı bizim konsolosluktaki konuklar

öyle deme Ankara'yı sevmeyene bir zulümdür

bu kadar insanın neden Ankara'yı sevdiğini anlamadan

Ankara'da yaşamak

yollarına hep sevdiğimiz insanların

adlarını vermediler ama biz her duvara

bilvesile onların adını yazarak yaşadık

kül ve betondan mürekkep

yaşadıkça yaşanılası gelen

o tuhaf bozkır kokusunda.

Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar.

asfaltlar ışıldar...

bir günden bir sürü gün yapan

mesai saatlerinde hiçbir şey yapan

hiçbir şey alıp hiçbir şey sunan

rakıyı bol sulu içen

dokunmasın için değil!

çabuk bitmesin diye devletimin tekel rakısı,

hep kağıtlara bakarak,

hep kağıtlardan bakarak

hem Neşet Ertaş'ı hem Bülent Ersoy'u

aynı anda sevmeyi başararak,

karısının bayat ekmeklerden yaptığı tatlıyı

çok beğenmeyerek ama

yine de bu tasarrufunu takdir ederek

boynu hep kıdemli bir atkının içinde saklıyken

hep bir şeylere birilerine küsmüş gibi

yürüyen...

memurlar.......

Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar..

asfaltlar ışıldar,

 buz tutardı resmi yalanlar...

biz, şimdi kapalı bir kuru yemişçi

dükkanının -ki bütün plan kar altında

tuzsuz ay çekirdeği çitileyip

yanı sıra Bafra içmektir-

kötü ışıklandırılmış vitrininden

umutsuzca içeri bakan,

kimliği gereğinden fazla sorgulanmış,

merhabadan çok çıkar ulan kimliğini denmiş,

yani sistem kendi verdiği kimliği

zırt pırt geri istemektedir-

doğduğu yer yüzünden

doğuştan kavgacı zannedilen ama

pek çoğu kavgadan nefret eden

kavgacı esmer cesur korkak

çoğu kürt çoğu türk çocuklardık...

Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar....

ha sonra belki Ahmed arifin aklına

hiçbir şairin aklına gelmeyecek

çünkü hiç kimse bir daha Ankara'yı

O'nun kadar sevemeyecek bir şiir istenir:

kar altındadır varoşlar

hasretim,nazlıdır ankara.....

ustam yine sen bilirsin ama

hangi aralıkta bir şair ölmüşse

işte o, en netameli aydır bence.

Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar...

asfaltlar ışıldar...

yalanlar...

şimdi ve sonra ne zaman ankara'ya kar yağsa

elim gönlüm, çocukluğum buz tutar.

***

yılmaz erdoğan sözleri

Gülüşün

gülüşünde bir mana var

saklayamazsın

sarılışında ne düşler

ne düşükler

sakınamazsın

 

aynı yolları,

kimsesiz mekanları

birlikte özleme hasreti..

yalnızlığımın dert ortağı gastrit..

 

gülüşünde bir mana var

saklayamazsın

 

bütün iç savaşlarda

rehin alındı bu yürek

kandıramazsın

 

hangi çekilişin

büyük ikramiyesi bu,

en uzak sevişmelerin

yeni yetme utancı

lakin aşk

biraz da utanmaktır yaşamaktan....

sakınamazsın...

yeni yetmelik işine gelince

o zaten hepimizin gizli öznesi

Türkçe'de var

bazı dillerde yok

 

gülüşünde bir mana var

saklayamazsın

kime niyet kime felaket bu aşk

anlayamazsın

 

ödümüz patlıyor acı çekmekten

oysa

biraz da acıdır

aşkın mayası....

kaçınamazsın...

 

gülüşündeki manayı saklayamazsın

tutunacak verimiz yok

resmi tutanaklarda

 

gülüşünde bin yıllık hasret var

saklayamazsın

bu yazık karşılaşmanın

alnımıza çakılıyor anafikri:

 

aşka cesaretimiz yoksa

başka zaman görüşürüz!

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Aşık Veysel SözleriGabriel Garcia Marquez Sözleri
Ahmet Hamdi Tanpınar SözleriCemil Meriç Sözleri
Tezer Özlü SözleriSerdar Tuncer Sözleri
Ceyhun Yılmaz SözleriYaşar Kemal Sözleri
Murathan Mungan SözleriSait Faik Abasıyanık Sözleri

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.