• DOLAR6,03683.18
  • EURO6,88813.60
  • ALTIN229,4424.50
  • BIST88.7351.83

Liberalizm Nedir?

Liberalizm Nedir?

Liberalizm hangi yüzyılda nasıl doğmuştur? Liberal düşünce akımını geliştiren düşünürler kimlerdir? İşte liberalizm hakkında bütün bilgiler...

Haber güncelleme tarihi 23.05.2017 13:53

Liberalizm 19. yüzyıla damgasını vuran başlıca düşünce akımıydı. John Locke'un (1632-1704) ve Adam Smith'in (1723-1790) öğretilerine dayanan erken dönem liberaller, siyasal özgürlükten daha önce ekonomik girişim özgürlüğüne inanıyorlardı.

Liberaller, Locke’un yönetimin meşruiyetinin kalıtsal ya da tanrısal hak değil, toplumsal sözleşmede ifadesini bulan "yönetilenlerin rızası" olduğu görüşünü savunuyorlardı. Ayrıca Montesquieu’den, otokratik yönetime karşı güvence oluşturmak için "güçler ayrılığı" ilkesini; Adam Smith’ten ise, insanların kısıtlayıcı düzenlemeler olmadan piyasada serbestçe rekabet edebilmeleri, çok bilinen ifadeyle "bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler" (laissez faire, laissez passer), fikrini almışlardı.

Liberalizm ilerlemeden yana olduğu için var olan düzeni değiştirmekten yanaydı ve statükoyu savunan muhafazakarlığın karşısında yer alıyordu. Liberaller, monarşi, aristokrasi, kilise vb. büyük kurumlardan değil, bireysel insandan yola çıkıyorlardı.

Bundan dolayı da bu düşüncelerin gerçekleşmesinin önündeki en büyük engeller ise soylular, Kilise ve mutlak monarşilerdi. 19. yüzyıl liberalizmi, her ne kadar ülkeden ülkeye farklılık gösteriyorsa da, ortaklaşılan noktalar da vardı.

liberalizm

Kralların mutlak ve keyfi otoritesine karşı güvence oluşturabilmek için liberaller, söz, ifade ve basın özgürlüğünü, din ve vicdan özgürlüğünü, keyfi olarak tutuklanmama hakkını ve mülkiyet hakkını tanıyan yazılı anayasalar yapılmasını istiyorlardı.

Genellikle Sanayi Devrimi sonrası yapısı değişen burjuvazinin eğitimli kesimi içinden çıkan liberaller, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesinde ve Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları belgesinde yer alan insan haklarına, en temelde de mülkiyet hakkına bağlıydılar.

Ancak liberalizmin doğuş anından itibaren önemli bir teorik açmazı vardı. Liberaller bir yandan düzeni sağlayacak bir devlet egemenliğine ihtiyaç duyarken, diğer yandan sürekli olarak bu egemenliğin sınırlandırılmasını savunuyorlardı.

Ticaretin, sanayinin, özel yaşamın ve mülkiyet hakkının güvence altına alınabilmesi için devletin zorlayıcı güç tekelini elinde tutması gerekiyordu; buna karşılık devlete düzenleyici ve zorlayıcı bir yetkinin verilmesi, yurttaşların siyasal haklarının zedelenmesi tehlikesini içinde barındırıyordu. Bu çelişkiyi çözmek için temsili demokrasiyi savunan erken dönem liberaller, başlangıçta "genel oy" hakkından yana değillerdi.

Fransız devriminin 1791 Anayasa’sında da görülebileceği gibi "aktif", "pasif" vatandaş ayırımıyla sadece mülk sahibi sınıfların erkeklerinin oy kullanmasından yana olan erken dönem liberaller, 19. yüzyılda süren mücadeleler sonunda istemeden de olsa "genel oy" hakkını kabul edeceklerdi.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
İLGİLİ HABERLER
BENZER HABERLER
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 NeOldu.com
Burada yer alan yazılı ve görsel içerik, izinsiz olarak,
kısmen ya da tamamen kopyalanamaz başka yerde kullanılamaz.