• DOLAR3,83860.56
  • EURO4,51140.14
  • ALTIN153,4400.10
  • BIST109.050-0.10

Erbuğ Kaya: İçime Sinmeyen Şeyi Yazamıyorum

Erbuğ Kaya: İçime Sinmeyen Şeyi Yazamıyorum

Yazar Erbuğ Kaya ile güzel bir röportaj gerçekleştirdik. Erbuğ Kaya ile yaptığımız röportajda, kendisi ile ilgili sorulara verdiği samimi cevapların yanı sıra yakın zamanda çıkan kitabı Maderzad Palas hakkında da bilgiler yer alıyor.

Haber güncelleme tarihi 03.07.2017 14:11

FRP dendiği zaman akla gelen isimlerden yazar Erbuğ Kaya ile güzel bir röportaj gerçekleştirdik. Yakın zamanda yeni kitabı da çıkan Erbuğ Kaya’yı takip edenler ve tanımak isteyenler için hem FRP’den, hem yazdığı kitaplardan konuştuk.

Seni tanımayanlar için kendinden biraz bahseder misin?

Merhaba. 73 yılında Ankara’da doğdum. Babamın işi sebebiyle, üniversiteyi kazanıp İstanbul’a temelli yerleşene kadar eğitim hayatımı İstanbul, Çanakkale, Ankara, Adana ve Kocaeli illerinde tamamladım. Askeri lise (Heybeliada Deniz Lisesi) ve YTÜ İnşaat Mühendisliği eğitimlerimi kendi isteğimle yarım bıraktım. Kendimi bildim bileli hayali karakterler yazar, kutu oyunları tasarlar, kardeşimle ve çocukluk arkadaşlarımla hayali dünya gezilerine çıkardım. Kısacası hayal gücü kullanabileceğim, tutkuyla bağlı olduğum işlere yönelmek istiyordum. 97 yazında hayatımın aşkı, karım Funda’yla tanıştık. Funda, yönünü değiştirdiğim bu yeni hayatta muhteşem bir yoldaş oldu, hala da öyle. Beraber iki FRP kafe açtık. Daha sonra 2000 yılının başında tasarımcı olarak çalışmaya başladım. Yıl 2017, hala tasarım yapıyorum, hala yazıyorum, hala aşığım:) Funda’yla 17 yıldır, omo kutusundan hallice büyük evimizde, Moda’da yaşıyoruz.

Bilmeyenler için Geçit ve Kayıp Kafe’den biraz bahsedebilir misin?

Geçit ve Kayıp Kafe 97-2000 yılları arasında Kadıköy’de ortaklarımızla ve Funda’yla açtığımız FRP (Fantasy Role Playing – Fantastik Rol Yapma) kafeleriydi. Biz de klasik kafelerde olduğu gibi kahve, çay ve yiyecek hizmeti sunuyorduk ama kafeleri o dönemlerde camiasında bir çeşit efsaneye dönüştüren elbette bunlar değildi. Bunlar masaüstü rol yapma oyuncularının buluştuğu bir çeşit kulüptü. Örneğin, Kayıp Kafe’de ses ve ışık sitemi bağımsız, kiralanabilir bir oyun odamız vardı. İnsanlar gelir, bu odayı kiralar ve kısaca doğaçlama tiyatro olarak tarif edebileceğimiz, bir senaryo dahilinde aylarca, yıllarca sürebilen oyunlarını oynardı.

Tasarım ve bilişim dünyasına geçişin nasıl oldu?

Kafe işleri bitmişti. Kirada yaşıyorduk (hala öyle, hala aynı evde :)), zor durumda kalmıştık ve ancak severek yaptığım işlerde başarılı olabileceğimi çoktan öğrenmiştim. Kafe zamanlarında afişti duyuruydu derken tasarım işiyle tanışmış ve bu işten hoşlanmıştım. Ben de 2000 yılında tasarımcı olmaya karar verdim. Bu geçiş elbette kolay olmadı. İlk altı ay günde 18 saat çalıştığım maddi olarak zor, manevi olarak keyifli (çünkü aşk her zorluğu güzelleştirir) bir dönemdi:) İlk yıllar evden Ebay’de satılan siteleri tasarladım, Fransız bir firmanın GUI Designer’ı olarak çalıştım. Daha sonra VeriPark, Bilge Adam, Ceviz Bilgi Teknolojileri’nde görev aldım. Son üç yıldır Intertech tasarım takım lideri olarak çalışıyorum. 2008-2012 yılları arasında dört kez MVP (Most Valuable Professional – Microsoft En Değerli Profesyonel) ödülünü aldım.

giddar

Hayal gücün sayesinde geniş şekilde kurgulanmış bir kitap olarak karşımıza çıkan ilk kitabın Giddar’ı nasıl yazdın? İnternette gördüğümüz kadarıyla kitabı 1997 yılında kurgulamaya, 2002 yılında yazmaya başlamış ve 2008 yılında ise yazmayı tamamlamışsın. Erbuğ Kaya için “içine sinmesi seneler sürse de içine sinene kadar o kitaba son noktayı koymuyor” diyebilir miyiz yoksa Giddar’ın alışılmışın dışında fazla sayfa olmasının etkisi var mı?

Evreni, felsefeyi, hikayeyi ve karakterleri oluşturmak, Giddar serisini yazmak çok uzun soluklu ve çok keyifli bir maceraydı. İçime sinmeyen bir şeyi zaten yazamıyorum. Ben yazdığım metinden keyif almıyorsam, onu okuyan birinin keyif almasını nasıl bekleyebilirim ki? Bu yüzden bilgisayarım, doğmadan ölmüş onlarca hikayeyle dolu. Giddar’ın bu kadar uzun sürmesinin en büyük sebebi, evet çok uzun bir hikaye olması ve kısıtlı zaman aralıkları.

Giddar’ın ikinci kitabı olan “Beşlerin Çağı” kitabından da biraz bahsedelim :)

Giddar’ı yazdıktan bir yıl sonra Beşlerin Çağı’nı yazmaya başlamıştım. Aynı karakterlerin beş yıl sonraki hikayesini anlatıyordum. Metnin yarısına geldiğimde (bu sırada Giddar yayınlanmıştı) İthaki beni görüşmeye çağırdı. Bu görüşmeye giderken hissettiklerimi anlamanız için biraz daha kendimden bahsetmeliydim. Ben Jules Verne’le, Arthur C. Clarke’la büyümüş bir çocuktum. Fantastik ve bilimkurgu hikayelere hayran bir kitap kurduydum. (Hala öyleyim.) İthaki de o dönem bu tip eserleri yayınlayan, bildiğim tek yayıneviydi ve ben onların sıkı bir okuyucusuydum. Yazar olarak toplantıya çağrıldım. Giddar’ın ikinci kitabını yazıyorsan bizimle çalışmak ister misin, dediler. Ve Beşlerin Çağı’nı İthaki’nin fantastik türde yazan ilk Türk yazarı olarak yayınladım.

beşlerin çağı

Üçüncü romanın “Maderzad Palas” çıktı. Nasıl bir konuya sahip? Yazımı ne kadar sürdü? Okurlarını kitapta ne gibi sürprizler bekliyor?

Maderzad Palas beş yıla yayılan bir süreçte ortaya çıktı. Ancak bu süreçte başka projelerim de vardı. Şu anda iki roman, bir öykü dosyam hazır.

Çağımızın çarpıklıklarına cevap ararken yazdıklarım fantastik boyutlara çıkıyor. Çünkü gördüklerimizi genelde gerçeklikle açıklamamız mümkün olmuyor. Maderzad Palas’ı da dünyaya hâkim güçlerin amacını sorgularken yazdım. Başında durduğu sistemi bıraktığı anda, yedi ceddine yedi nesil boyunca sonsuz zenginlikte bir hayat sunabilecek bu insan evlatları nasıl olur da çıkarları için çocukların öleceği savaşlar çıkarırlar? Neden? Vicdan nerede? Cevabı elbette biliyorum. Güç tutkusu… Ama bu yeterli değil. Bu cevabı kabul edemem. Belki de dünyada gördüğümüz karanlıktan her birimiz kendi karanlığımız kadar sorumluyuz, aydınlıktan da… Belki dünya, Maderzad Palas’taki gibi Zulmat’la Tennur’un savaş alanıdır.

Roman kahramanımız Ali de tüm bu çarpıklığın, sevgiden, huzurdan yoksun bu dünyanın ortasında kendine yer bulmaya çalışıyor ve hayatı hiç tahmin etmediği bir yöne sürükleniyor.

maderzad palas

Instagram’da hayvanlarla ilgili paylaşımlarını, kedi fotoğraflarını sıkça görüyoruz :) Hayvanlar hakkında dile getirmek istediklerin var mı?

Hayvanları bebekler gibi görüyorum. Gözlerine baktığınızda hiçbir engele takılmadan ruhlarına ulaşabiliyorsunuz. Onlar dünyayı bir arada tutabilen değerli varlıklar.

Kedilere gelirsek :)))) Kedileri yakaladığım yerde mıncıklamak gibi bir dürtüm var.

Sitende yazdığına göre film izlemeyi ve müzik dinlemeyi yazmak kadar çok seviyormuşsun. En sevdiğin 3 film, 3 yönetmen, 3 şarkı ve 3 müzisyeni öğrensek?

Filmler, müzikler benim suyum, havam... Aklımı temizleme araçlarım. En sevdiğim üç film: Yüzüklerin Efendisi serisi, Geleceğe Dönüş serisi ve Big Fish. En sevdiğim üç yönetmen: Steven Spielberg, Guillermo del Toro ve Peter Jackson. En sevdiğim üç müzisyen: Therion, U2 ve Enya. En sevdiğim üç şarkı: Nuclear (Mike Oldfield), Asfâr (Le Trio Joubran) ve Silent Lucidity (Queensryche)

Senaryosunu yazdığın oyun Colossus Command nasıl ortaya çıktı?

Bu çok güzel, çok önemli ve bir o kadar da üzücü bir hikaye. Overdose Caffeine mobil oyunlar üreten bir firmaydı. Onları daha önceden tanıyordum. (Ortaklarından biri Geçit ve Kayıp Kafe zamanlarından beri arkadaşımdı.) Güzel oyunlar yapıyorlardı. Bu başarıları dünya oyun sektörünün devlerinden Japon firması Square Enix’in de dikkatini çekmişti. Square Enix kendi etiketleriyle Overdose Caffeine’den bir oyun yapmalarını istemişti. Bu single ve multiplayer bir oyun olacaktı. Overdose Caffeine single player senaryosu için benimle anlaştı. Bir buçuk yıl süren yoğun bir çalışmaydı. Giddar ve Beşlerin Çağı’nı yayınlamıştım, kafe zamanlarından RPG oyun senaryosu yazma konusunda deneyimliydim. Yine de bilgisayar oyunu için senaryo yazmak değişik bir süreçti. Evrenin yaratılması, bölümlerin oluşturulması, karakterler, oyun dinamikleri, diyaloglar, diyaloglar... Neredeyse bir roman kadar not ve metin çalışması yaptım. Sonunda ortaya çok güzel bir iş çıkardık. Bu aynı zamanda çok önemli bir işti. Türkiye oyun sektörünü dünya oyun sektörüne açacak önemli kilitlerden biri olabilirdi. Square Enix soft launch (reklam yapmadan seçilen üç ülkede deneme yayını) ile oyunu yayınladı. Üç ülkeden biri Türkiye’ydi. Ancak oyun Square Enix’in beklediği ilgiyi çekememiş olacak ki oyunu yayınlamaktan vazgeçtiler.

Overdose Caffeine şu anda mimari projeler için VR çözümler sunuyor.

internet sitesi için tıklayınız

Üyesi olduğun FABİSAD hakkında bilgi verebilir misin? Önümüzdeki günlerde yapılacak etkinlikler var mı?

FABİSAD olarak her sene Kasım ayı gibi “Gio Ödülleri” ismiyle etkinlik düzenliyoruz. Bu sene yayınlanmamış öykü, illüstrasyon, kısa film ve roman dallarında ödüller verilecek. Şu sıralar başvurular alınıyor. İlgilenenler aşağıdaki linkten detaylı bilgi alabilirler.

internet sitesi için tıklayınız

Son olarak yazmak isteyenler için önerilerin nelerdir?

Okuyun, gözlemleyin, ailenize, arkadaşlarınıza zaman ayırın, genel kültürünüzü arttırın, öğrenin (tarih, coğrafya, matematik, fizik vs.. Her şey hayal gücünüzü tetiklemek için), çalışın (bıkmadan, usanmadan denemeler yapın), yorum alın (yazdıklarınızı onurunuzu kırmadan sizi eleştirebilecek insanlara okutun), egodan sıyrılın, bir kalem, bir not defteri her zaman yanınızda olsun, sabırlı ve tutkulu olun, sanatsal kaygıdan uzaklaşın, keyif alarak yazın, kendinize ait metotları keşfedin.

Teşekkürler

 

Biz de Erbuğ Kaya'ya teşekkür ederiz.

NeOldu.com / Damla Dağ

  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    BENZER HABERLER
    Tüm Hakları Saklıdır © 2015 NeOldu.com
    Burada yer alan yazılı ve görsel içerik, izinsiz olarak,
    kısmen ya da tamamen kopyalanamaz başka yerde kullanılamaz.