• DOLAR5,7702-0.06
  • EURO6,3547-0.10
  • ALTIN271,3760.13
  • BIST103.9720.83

12 Şairin 12 Şiirine İlham Olmuş 10 Kadın

12 Şairin 12 Şiirine İlham Olmuş 10 Kadın
01.04.201607:40

12 şairin 12 şiirine ilham veren özel kadınları ve onlara yazılan aşk şiirlerini sizler için derledik. Şiirin, aşkın ve sevginin kaynağından büyülü bir hale geldiği bu şiirleri çok seveceksiniz. Sevdiğinizle paylaşabileceğiniz en can alıcı şiirler;

Haber güncelleme tarihi 14.10.2019 11:48

12 Şair,12 Şiir ve 10 Kadın

Bazı kadınlar vardır ki sevdiklerine ilham olur, onların kalemiyle kendisine şiir yazdırtırlar. Öyle şairler vardır ki aşklarını şiirlerle sonsuzlaştırırlar. Eminim ki her kadın kendisine şiir yazılmasından çok hoşlanır, hele ki büyük şairler tarafından. Her kadına nasip olmayan birbirinden ölümsüz şiirler, ünlü şairler tarafından sevdiği kadınlara yazılmıştır. Bugün de sizler için şairlerin ilham perisi olan kadınlara yazılan şiirleri sunacağız. Nazım Hikmet, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Atilla İlhan ve Ahmet Arif olmak üzere edebiyatımıza damga vurmuş 12 ünlü şair ve onlara ilham veren 12 kadını derledik.

Şiirler duygularla yoğrularak can bulur. Sevgi, aşk, vefa, acı gibi hislerinin yoğunluğu ya da yokluğu şairlerin şiirlerine rehber olmuştur. İşte, 12 şaire şiir yazdıran 10 özel kadın...


Nazım Hikmet – Şukûfe Nihal Başar – Bir Ayrılışın Hikâyesi

Şukûfe Nihal, Türkiye’nin hızlı bir şekilde değiştiği yıllarda şiir, öykü, roman yazmış edebiyatçılarımızdan biridir. Aynı zamanda kadın özgürlüklerinin ilk savunucularından biri olan Şukûfe Nihal, Erenköy’ün nadide bahçelerinde, köşklerde edebiyatçılarla toplanıp sohbet ederdi. İşte, böyle bir günde Nazım Hikmet küçük bir kağıda “ Ben sizin için çıldırıyorum, siz bana aldırış bile etmiyorsunuz” yazarak Şûkufe Nihal’e verdi. Nazım Hikmet’in yazdığı Bir Ayrılış Hikâyesi’nin Şukûfe Nihal’e yazıldığı söylenilmiştir. İlk kadın edebiyatçılarımızdan biri olan Şûkufe Nihal’e sadece Nazım Hikmet değil, Faruk Nafiz Çamlıbel de aşk şiirleri yazmıştır.

nazimhikmet1-001.jpg

Erkek kadına dedi ki:

 -Seni seviyorum,

 ama nasıl,

 avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp

 parmaklarımı kanatarak

 kırasıya

 çıldırasıya…

Erkek kadına dedi ki:

 -Seni seviyorum,

 ama nasıl,

 kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,

 yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,

 yüzde hudutsuz kere yüz…

Kadın erkeğe dedi ki:

-Baktım

 dudağımla, yüreğimle, kafamla;

 severek, korkarak, eğilerek,

 dudağına, yüreğine, kafana.

Şimdi ne söylüyorsam

 karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..

 Ve ben artık

 biliyorum:

 Toprağın –

yüzü güneşli bir ana gibi –

en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..

 Fakat neyleyim

 saçlarım dolanmış

ölmekte olan parmaklarına

 başımı kurtarmam kabil

 değil!

 Sen

 yürümelisin,

 yeni doğan çocuğun

 gözlerine bakarak..

 Sen

 yürümelisin,

 beni bırakarak…

Kadın sustu.

 SARILDILAR

 Bir kitap düştü yere…

Kapandı bir pencere…

AYRILDILAR…


Turgut Uyar - Tomris Uyar - Bir Bozuk Saatir Yüreğim Hep Sende Durur

Tomris Uyar, Turgut Uyar ile Cemal Süreya’dan ayrılmak üzereyken tanıştı. Turgut Uyar da eşinden ayrıldı ve evlendiler. Tomris Uyar, Turgur Uyar ile ilişkilerini şu şekilde özetler; “Bir ara ben onun dünyaya açılan penceresi olmaktan öte bir şeydim. Bir parçası gibiydim ve kendimi bir parçası gibi hissettiğim için sıkılıyordum tabii’ der. Turgut Uyar aralarındaki ilişkiyi şu şekilde tanımlar; "Tomris, beni her an elinden kaçıracakmış gibi gereksiz kaygılarla yıpranacak, ben de hiçbir rekabetimin olmadığı alanda boyuna birinci seçilmekten yorulacaktım"

tomris-uyar.jpg

Senin için alışılmış şeyler söyleyemem sana yaraşmaz

 Kış gecesi amcamızdır bahar yakından kardeşimiz

 Alır başımı Erzincan’a giderim seni düşünmek için

 Dörtlükleri bozarım çünkü dağlar ne güne duruyor

 Kıyılar ve eskimeyen her şey seni anlatmak için

 

Bir bozuk saattir yüreğim hep sende durur

 Ne var ki ıslanır gider coşkunluğum durmadan

 Durmadan

 Dağ biraz daha benden deniz her zaman senden

 Hiçbir dileğimiz yok şimdilik tarihten coğrafyadan

 

Kimselere benzemesin isterim seni övdüğüm

 Seni övdüğüm zaman

 Güzel bir çingene yalnız başına dolaşmalı kırlarda

 Seni övdüğüm zaman


Cemal Süreya – Tomris Uyar – Sayım

Cemal Süreya, deneme ve öykü yazarı Tomris Uyar’a, şair Ülkü Tamer’le evliyken aşık oldu. İkisi de evliydi, boşandılar. Üç yıl birliktelik yaşadılar. Tomris Uyar, Cemal Süreya ile olan hikâyesini böyle dile getirdi; “ Beni bıraktı ama rahat edemedi. Ona göre bana sahip olunamazdı.”  “Senden ayrıldığım anda senin hakkında, hikayen hakkında, sevdiğimi belirtecek hiçbir şey söylemeyeceğim, benim ağzımdan kimse duymayacak” dedi ve hikâyenin aslını hiç yazmadı.

cemalsureya-001.jpg

Ay ışığında oturduk

 Bileğinden öptüm seni

 

Sonra ayakta öptüm

 Dudağından öptüm seni

 

Kapı aralığında öptüm

 Soluğundan öptüm seni

 

Bahçede çocuklar vardı

Çocuğundan öptüm seni

 

Evime götürdüm yatağımda

 Kasığından öptüm seni

 

Başka evlerde karşılaştık

İliğinden öptüm seni

 

En sonunda caddelere çıkardım

Kaynağından öptüm seni

 


 Edip Cansever – Tomris Uyar – Yaş Değiştirme Törenine Yetişen Öyle Bir Şiir

Tomris Uyar, Edip Cansever ile arasındaki durumu şöyle anlatır: “Sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. Bitmeyen tek bir gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu Edip Cansever öğretti bana.” Edip Cansever ise Tomris Uyar için “Tomris rakıyı severdi, bense onu” der. İşte, aşktan dostluğa giden bir patikanın iki seven insanı. Evet, sevmek dostluktan daha ötesi olamazdı.

edipcansever-001.jpg

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç

 Yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de

 Bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle

 Ve yarışırsa ancak Monet’nin

 Kadınlarına yaraşan giysilerinle

 Gördüm de

 Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

 

Öyle kısaydı ki adımların, diyelim bir yaz tatilinde

 Bir otel kapısının önünde, tahta bir köprünün üstünde

 Bir demet çiçekle paslanmış bir kedi arasında

 Öyle kısaydı ki adımların

Şöyle bir bardak yıkayışının vaktiyle

 Ölçülür ve denk düşerdi ancak

 Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

 

Yok bir yanıtın “nereye” diyenlere

 Bir buz titreşimi gibi sallantılı ve şaşkın

 Ve çabuk bir merhaban vardır bir yerden gelenlere

 O bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun

 Sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden

 Yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle

 Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

 

Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki

 Hani Etiler’den Hisar’a insek bile

 Bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın

 Çok yaşında her zamanki çocuksun gene

 Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

 

Mart ayında patlıcan, ağustosta karnıbahar

 Mutfağın mutfak olalı böyle

 Bir adın vardı senin, Tomris Uyar’dı

Adını yenile bu yıl, ama bak Tomris Uyar olsun gene

 Ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma

 Oysa güneş pek batmadı senin evinde

 Söyle

 Ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç.


Bedri Rahmi Eyüpoğlu – Mari Gerekmezyan – Karadutum

Mari Gerekmezyan, Bedri Rahmi’nin asistanlığını yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü’ne misafir öğrenci olarak gelmiştir. Bedri Rahmi’nin büstünü yapmıştır. Bedri Rahmi de ona yazılmış şiirlerle cevap verdi. 1946 yılında menenjite yakalandı. 2. Dünya Savaşı’nın yeni bittiği, ekonominin adeta duraksadığı bir dönemde ilaçlar çok pahalıydı. Bedri Rahmi birçok tablosunu sattıysa da sevdiği Mari’sini kurtaramadı. O dönem içkiye başladı. 1949’da Büyük Kulüp’te Mari’ye yazdığı şiiri okurken ağlamaya başladı. Mari’nin ölümüne dayanamadı ve eşini terk ederek Fransa’da yaşamaya başladı. Sonraki yıllar çocuğunun ve eşinin yanına döndü ama bunu hiç unutamadı.

bedrirahmieyupoglu.jpg

Karadutum, çatal karam, çingenem

 Nar tanem, nur tanem, bir tanem

 Ağaç isem dalımsın salkım saçak

 Petek isem balımsın ağulum

 Günahımsın, vebalimsin.

 Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan

 Yoluna bir can koyduğum

 Gökte ararken yerde bulduğum

 Karadutum, çatal karam, çingenem

 Daha nem olacaktın bir tanem

 Gülen ayvam, ağlayan narımsın

 Kadınım, kısrağım, karımsın.

 

Sigara paketlerine resmini çizdiğim

 Körpe fidanlara adını yazdığım

 Karam, karam

 Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam

 Sıla kokar, arzu tüter

 Ilgıt ılgıt buram buram.

 Ben beyzade, kişizade,

 Her türlü dertten topyekün azade

 Hani su ekmeği elden suyu golden.

 Durup dururken yorulan

 Kibrit çöpü gibi kırılan

 Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan

 Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yasayan

 Sen benim mihnet icinde yanmış kavrulmuşum

 

Netmiş, neylemiş, nolmuşum

 Cömert ırmaklar gibi gürül gürül

 Bahtın karışmış bahtıma çok şükür.

 Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum

 

Karam, karam

 Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam

 Sensiz bana canım dünya haram olsun.


Atilla İlhan – Maria Missakian – Maria Missakian

Atilla İlhan, 1948 yılında üniversite 2. sınıftayken Paris’e gider. Paris’teki sanat ve şiirden çok derinden etkilenir. Paris’te Ermeni asıllı Fransız olan Maria Missakian ile tanışır. Birlikte uzun vakit geçirirler ve ikisinin de ortak bildiği Türkiye’den konuşurlar; Türkiye topraklarında bir zamanlar ataları yaşamıştır. Atilla İlhan, Türkiye’ye dönmeye karar verir ancak Missakian’ı getirmek istese de pasaportu olmadığı için getirtemez. Sürekli mektuplaşırlar, onu getirmek için elinden geleni yapar ama başaramaz. Mektuplar zamanla seyrekleşir. Aşkları bir od olur, belli etmese de içi yakıp kavurur, şiirlere dönüşür. Zamanla mektuplar seyrekleşir. Daha sonra Maria’nın bir müzisyen ile evlenip çocukları olduğu öğrenilir. Mutlu bir evliliği olmadığı, belki de unutamadığından dolayı alkolik olduğu öğrenilir. Yağmur Kaçağı şiiri içindeki Maria Missakian sayfasını imzalayıp yollar. Bu son görüşmeleri olur.

atillailhan.jpg

Yüksekkaldırım’da bir akşam

 Maria Missakian’ı düşündüm

 eğer kendimi bıraksam

 yağmur olabilirdim yağardım

 

kasım’da bir çınar olurdum

 yaprak yaprak dökülürdüm

 kalbimi sıkı tutmasam

 

döküp saçıp boşaltsam

 içimde yükselen şiiri

 kaldırımlara döküp harcasam

 gözleri balıkçıl gözleri

 dudaklarında tutup rüzgarı

Maria Missakian adında biri

 gelse göğsüne kapansam

 

gece gölgesine sokulsam

 gökyüzünde bulutlar büyüseler

 yağmuru dinlesem anlatsam

şimşekler kırılıp dökülseler

 bizi sokaklarda bıraksalar

 leylekler üşüyüp gitseler

 dönüp arkalarına bakmadan

 

yine akşam oldu Attilâ İlhan

 üstelik yalnızsın sonbaharın yabancısı

belki Paris’te Maria Missakian

 avuçlarında bir çarmıh acısı

gizlice bir sefalet gecesi

 çocuğunu boğarmış gibi boğup Paris’i

 sana kaçmayı tasarlar her akşam


Orhan Veli Kanık – Nahit Fıratlı – Aşk Resmi Geçidi

Herkes ona aşıktı, Rönesans gibi kadındı sözleriyle aşkını dile getirir. “Bir de sevgilim vardır muteber ismini söyleyemem ismini edebiyat tarihçileri bulsun” O zamanlar adını bile sakındığı sevgilisi Nahit Hanım’dı. O’na yazdığı mektupları “ Yalnız Seni Arıyorum" adıyla kitap haline getirdi. Orhan Veli’nin ebedi ve edebi tek aşkıdır. Nahit Hanım'ı seven bir tek Orhan Veli değildir.

orhanveli.jpg

Birincisi o incecik, o dal gibi kız,

Şimdi galiba bir tüccar karısı.

Ne kadar şişmanlamıştır kim bilir.

Ama yine de görmeyi çok isterim,

Kolay mı? İlk göz ağrısı.

 

İkincisi Münevver Abla, benden büyük

Yazıp yazıp bahçesine attığım mektupları

Gülmekten katılırdı, okudukça.

Bense bugünmüş gibi utanırım

O mektupları hatırladıkça.

 

.............. çıkar

.............. dururduk mahallede

......................... halde

............ yan yana yazılırdı duvarlara

................... yangın yerlerinde.

 

Dördüncüsü azgın bir kadın,

Açık saçık şeyler anlatırdı bana.

Bir gün de önümde soyunuverdi

Yıllar geçti aradan, unutamadım,

Kaç defa rüyama girdi.

 

Beşinciyi geçip altıncıya geldim.

Onun adı da Nurinnisa.

Ah güzelim

Ah esmerim

Ah

Canımın içi Nurinnisa.

 

Yedincisi, Aliye, kibar bir kadın.

Ama ben pek varamadım tadına.

Bütün kibar kadınlar gibi

Küpe fiyatına, kürk fiyatına.

 

Sekizinci de o bokun soyu.

Elin karısında namus ara,

Kendinde arandı mı küplere bin.

Üstelik .......

Yalanın düzenin bini bir para.

 

Ayten'di dokuzuncunun adı.

İş başında şunun bunun esiri,

Ama bardan çıktı mı,

Kiminle isterse onunla yatar.

 

Onuncusu akıllı çıktı

....... gitti .........

Ama haksız da değildi hani.

Sevişmek zenginlerin harcıymış

İşsizlerin harcıymış.

İki gönül bir olunca

Samanlik seyranmış ama,

İki çıplak da, olsa olsa,

Bir hamama yakışırmış.

 

İşine bağlı bir kadındı on birinci,

Hoş, olmasın da ne yapsın,

Bir zalimin yanında gündelikçi.

.........leksandra

Geceleri odama gelir,

Sabahlara kadar kalır.

Konyak içer sarhoş olur,

Sabahı da işbaşı yapardı şafakla.

 

Gelelim sonuncuya.

Hiçbirine bağlanmadım

Ona bağlandığım kadar.

Sade kadın değil, insan.

Ne kibarlık budalası,

Ne malda mülkte gözü var.

Hür olsak der,

Eşit olsak der.

İnsanları sevmesini bilir

Yaşamayı sevdiği kadar.


Yahya Kemal Beyatlı – Celile Hanım – Telakki

Nazım Hikmet’in annesine aşık olur. Nazım’ın şiir yeteneğini fark eden annesi okuldaki hocası Yahya Kemal’den özel ders vermesini ister. Ders vermek için gelen Celile Hanım arasında kısa sürede bir aşk filizlenir. Yahya Kemal oldukça kıskanç bir aşıktır. Celile Hanım’a güvenemez. Yakup Kadri’ye bu kadar dilden dile konuşan kadın ile nasıl evlenirim. Evlilik hazırlıklarına başlarken bir mektupla Yahya Kemal, evlenemeyeceğini söyleyerek aşklarına son noktayı koyar. Yıllar sonra... Celile Hanım oğlu Nazım Hikmet hapiste iken Galata Köprüsü’nde açlık grevine başlar. Yahya Kemal, artık gözleri görmeyen, eski sevgilisini görmezden gelerek  Sessiz Gemi şiirini Celile Hanım’a yazdığı söylenir. Bizler sizler için Celile Hanım’a aşkını anlatan Telakki şiirine yer verdik.

yahyakemalbeyatli.jpg

Yollarda kalan gözlerimin nûrunu yordum,

 Kimdir o, nasıldır diye rüzgârlara sordum,

 Hulyâmı tutan bir büyü var onda diyordum,

 Gördüm: Dişi bir parsın elâ gözleri vardı.

 

Sen miydin o âfet ki dedim, bezm-i ezelde

 Bir kanlı gül ağzında ve mey kâsesi elde,

 Bir sofrada içtik, ikimiz aynı emelde,

 Karşımda uyanmış gibi bir baktı sarardı.


Cahit Sıtkı Tarancı- Mihrimah Hanım – Kara Sevda

Abbas şiirindeki Beşiktaş’tan alınacak sevgili, yayıncı, yazar arkadaşı olan Vedat Günyol’un  kız kardeşi Mihrimah Hanım’dır. Vedat Günyol da Cahit Sıtkı gibi Diyarbakırlı’dır. Memleketten süre gelen arkadaşlıkları vardır. Böyle bir aşkı ömür boyu içinde saklar, söylemez. Ta ki yıllar sonra Vedat Günyol’a itiraf edene kadar. Vedat Günyol, “Keşke söyleseydin Cahit, mutlaka seninle evlenmesini isterdim “ der. Artık iş işten geçmiştir, Mihrimah Hanım doktor Cemil Cemiloğlu ile evlenmiştir. Cahit Sıtkı’nın bu şiiri de Mihrimah Hanım’a en yoğun duygularıyla yazılmıştır.

cahitsitkitaranci-001.jpg

Bir kere sevdaya tutulmaya gör;

 Ateşlerde yandığının resmidir.

 Aşık dediğin, Mecnun misali kör;

 Ne bilsin alemde ne mevsimidir.

 

Dünya bir yana, o hayal bir yana;

 Bir meşaledir pervaneyim ona.

 Altında bir ömür döne dolana

 Ağladığım yer penceresi midir?

 

Bir köşeye mahzun çekilen için,

 Yemekten içmekten kesilen için,

 Sensiz uykuyu haram bilen için,

 Ayrılık ölümün diğer ismidir.


Ahmet Arif-  Leyla Erbil - Hasretinden Prangalar Eskittim

Dostluk çizgisini geçmeye çalışan sonsuz bir aşk. Ahmet Arif, Diyarbakır’a sürgüne gitmeden önce bir dost toplantısında tanıdı Leyla Erbil’i. 27 yaşında Ahmet Arif 23 yaşındaki Leyla Erbil’e 60’ın üzerinde mektup yazmıştır. Ahmet Arif bir mektubunda “ Leyla zalım Leyla” diye başlar. Aşkından deli divane olan Arif, her ne kadar aşkına karşılık bulmak için yazsa da, Leyla, dost çizgisini çizmiş ve her geçen gün bu dostluk çizgisini derinleştirmiştir. Diğer taraftan “Sen ister dostum ol ister sevgilim. Yeter ki hayatımda ol. Sen bana geldikçe sana ihtiyacım olacak. Sana ihtiyacım yok." der. Ay Karanlık ve en sevilen aşk şiiri olan Hasretinden Prangalar şiirini bilakis Leyla Erbil’e yazmıştır.

ahmed-arif-004.jpg

Seni, anlatabilmek seni.

İyi çocuklara, kahramanlara.

 Seni anlatabilmek seni,

 Namussuza, halden bilmeze,

 Kahpe yalana.

 

Ard- arda kaç zemheri,

 Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.

 Dışarda gürül- gürül akan bir dünya…

Bir ben uyumadım,

 Kaç leylim bahar,

 Hasretinden prangalar eskittim.

 Saçlarına kan gülleri takayım,

 Bir o yana

 Bir bu yana…

 

Seni bağırabilsem seni,

 Dipsiz kuyulara,

 Akan yıldıza,

 Bir kibrit çöpüne varana,

 Okyanusun en ıssız dalgasına

 Düşmüş bir kibrit çöpüne.

 

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,

 Yitirmiş öpücükleri,

 Payı yok, apansız inen akşamlardan,

 Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,

 Seni anlatabilsem seni…

Yokluğun, cehennemin öbür adıdır

 Üşüyorum, kapama gözlerini…


Özdemir Asaf – Mevhibe Bayat-  Lavinia

Bir karşılıksız aşkın şiiri... Güzel Sanatlar Akademisi’nde okurken güzelliğiyle çevresindekileri etkilyen Mevhibe Hanım, o dönemlerin ünlü sinema yıldızlarından Rita Haywaorth’a benzerliğinden ötürü onun filmine atfen Gilda diye çağırılmıştır. Uzaktan akrabası olan Oktay Akbal’in kendisine hayranlığı, onun şairler toplantılarına katılarak tanınmasını sağlamıştır. Özdemir Asaf aşık olmuştur. Mevhibe Hanım'a olan aşkından hiçbir zaman karşılık bulamayacaktır. Özdemir Asaf’ın şiirinde geçen Lavinia kelimesinin hangi manada kullanıldığı bilinmemektedir. Lavinia, bir çiçek cinsi / ölüm çiçeği anlamına gelirken aynı zamanda Shakespeare’nin Titus Andronicus adlı eserinde Roma İmparatoru Başkomutanı Titus’un güzeller güzeli kızıdır.

ozdemirasaf-002.jpg

Sana gitme demeyeceğim.

 üşüyorsun, ceketimi al.

 günün en güzel saatleri bunlar.

 yanımda kal.

 

sana gitme demeyeceğim.

 gene de sen bilirsin.

 yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim

 incinirsin.

 

sana gitme demeyeceğim

 ama gitme, Lavinia

 adını gizleyeceğim.

 sen de bilme, Lavinia.


Sezai Karakoç – Muazzez Akaya – Mono Rosa

Karşılıksız bir lise aşkının şiiri olan Mona Rosa, Muazzez Akkaya’ya yazılmıştır. Sezai Karakoç Mülkiye’de öğrenciyken aynı okulda okuyan Muazzez Akkaya’ya duyduğu aşka bu muazzam 14 kıta ile hayat verir. Şiirin öyküsü yaklaşık 50 yıl sonra netleşir. Şiirin kıta başlarındaki harflerini birleştirirseniz Muazzez Akkayam okunur. Şiirin dizlerinde ise karşılıksız aşkı, hasreti, sitemi hissedeceksiniz.

sezaikarakoc-001.jpg

Mona Roza, siyah güller, ak güller

 Geyvenin gülleri ve beyaz yatak

 Kanadı kırık kuş merhamet ister

 Ah, senin yüzünden kana batacak

 Mona Roza siyah güller, ak güller

 

Ulur aya karşı kirli çakallar

 Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa

 Mona Roza, bugün bende bir hal var

 Yağmur iğri iğri düşer toprağa

 Ulur aya karşı kirli çakallar

 

Açma pencereni perdeleri çek

 Mona Roza seni görmemeliyim

 Bir bakışın ölmem için yetecek

 Anla Mona Roza, ben bir deliyim

 Açma pencereni perdeleri çek…

 

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi

 Bende çıkar güneş aydınlığa

 Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi

 Seni hatırlatıyor her zaman bana

 Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

 

Zambaklar en ıssız yerlerde açar

 Ve vardır her vahşi çiçekte gurur

 Bir mumun ardında bekleyen rüzgar

 Işıksız ruhumu sallar da durur

 Zambaklar en ıssız yerlerde açar

 

Ellerin ellerin ve parmakların

 Bir nar çiçeğini eziyor gibi

 Ellerinden belli olur bir kadın

 Denizin dibinde geziyor gibi

 Ellerin ellerin ve parmakların

 

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

 Saat on ikidir söndü lambalar

 Uyu da turnalar girsin rüyana

 Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar

 Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

 

Akşamları gelir incir kuşları

Konar bahçenin incirlerine

 Kiminin rengi ak, kimisi sarı

Ahhh! Beni vursalar bir kuş yerine

 Akşamları gelir incir kuşları

 

Ki ben Mona Roza bulurum seni

İncir kuşlarının bakışlarında

 Hayatla doldurur bu boş yelkeni

 O masum bakışlar su kenarında

 Ki ben Mona Roza bulurum seni

 

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

 Henüz dinlemedin benden türküler

 Benim aşkım sığmaz öyle her saza

 En güzel şarkıyı bir kurşun söyler

 Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

 

Artık inan bana muhacir kızı

Dinle ve kabul et itirafımı

Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı

Alev alev sardı her tarafımı

Artık inan bana muhacir kızı

 

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

 Meyvalar sabırla olgunlaşırmış

Bir gün gözlerimin ta içine bak

 Anlarsın ölüler niçin yaşarmış

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

 

Altın bilezikler o kokulu ten

 Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne

 Bir tüy ki can verir bir gülümsesen

 Bir tüy ki kapalı gece ve güne

 Altın bilezikler o kokulu ten

 

Mona Roza siyah güller, ak güller

 Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak

 Kanadı kırık kuş merhamet ister

 Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!

 Mona Roza siyah güller, ak güller

 

Son olarak; şair şiiri yazan mıdır yoksa şiir yazdırtan mıdır? Selam olsun yüreğindeki duyguları en güzel şekilde dile getiren üstadlara, selam olsun şiir yazdırtan kadınlara, erkeklere...

Önerilen İçerik; Mektup Nasıl Yazılır 

NeOldu.com

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
3
1
1
2
1
1
1
👏
👎
😍
😥
😱
😂
😡
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
İLGİLİ HABERLER
BENZER HABERLER
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 NeOldu.com
Burada yer alan yazılı ve görsel içerik, izinsiz olarak,
kısmen ya da tamamen kopyalanamaz başka yerde kullanılamaz.